ne olacak bu gathering’in hali?

Mart 30, 2008

geçtiğimiz senenin temmuz ayında şok bir haberle sarsıldı the gathering; anneke, kendi kariyerinde farklı yollara sapmak için ayrıldı gruptan. malum anneke bu; gruba “mandylion” albümü öncesi dahil olup, sanki elinde sihirli bir değnek varmışçasına değiştiren ses. yani gruba çok adam girer çıkar ama kimsenin gidişi anneke kadar koyamaz gathering’e. ama olan oldu. “mandylion” gibi leziz bir doom metal albümden en son çıkardıkları “home” albümüne kadar grubun ismini büyüten anneke artık yok.

peki zamanında ne demiş davulcuları hans; “anneke giderse grubu bitiririz”. evet, bence de yapılması gereken buydu. ama onu da yapmaya yemedi açıkçası. neredeyse 1 yıldır vokal arıyorlar. normal olarak da bir sürü kişi demo yollamış abilere. onlar da geçenlerde teşekkür ediyorlardı web-sitelerinde. şimdilerdeyse vokal arayışına dair ses seda yok. sanırım birini bulmuşlar, prova neyin yapıyorlardır. kimi bulurlarsa bulsunlar gelen hatun veya er kişi anneke’nin yerini doldurmaz, dolduramaz. abilerin yerinde olsam yeni grup olayına girer, “the gathering” ismini hiç lekeletmem. en baştan dedikleri gibi…


vatanmış milletmiş sakaryaymış

Mart 29, 2008

futbol takımlarımızın avrupa maçları yaklaştıkça ve maç günleri ortalıkta gereksiz bir milliyetçilik dolanır durur, aç parantez hangi milliyetçilik gereklidir ki? kapa parantez, 70 milyon o takımı desteklemeye davet edilir, türk takımı yabancı bir takımla maç yapacağı için.hatta türk takımını desteklemiyorsanız kuşku dolu gözlerle bakılır size.

düşünüyorum da hangi barcalı, avrupa kupalarında royal madrid’i destekler veya hangi olympiakoslu, panathinaikos’u.. içi boş “vatan millet sakarya” meselelerinden biri.

bizim avrupa maceralarımızdan sarı kırmızıya gönül verenlerin dışındakilerin bizi destekleyip desteklememesi hiç umurumda değil. bundan mütevellit ben de bu hafta içi fenerbahçeye karşı en az fenerbahçe kadar haz etmediğim mavi-beyazlıları destekleyeceğim..


ilerleme

Mart 27, 2008

geçmişte kölelere yemek ve barınak verilirdi.

şimdi bir de kredi kartı veriliyor.

ne ilerleme ama!

öğünç inan


işin sırrı

Mart 25, 2008

annie ile ilişkisinde sorunlar yaşayan alvy singer, sokakta karşılaştığı genç bir çifte sorar:
“çok mutlu görünüyorsunuz, öyle misiniz?”
çiftten bayan olanı hemen atılır:
“evet”
alvy sormaya devam eder:
“mutluluğunuzun kaynağını nasıl izah edersiniz?”
bayan tereddüt etmeden yanıtlar:
“ben çok sığ ve boş kafalıyım. hiçbir konuda fikrim ve söyleyecek ilginç bir şeyim yoktur.”
erkek olanı da onaylar:
“ben de öyleyim”
kafası büsbütün karmaşık olan alvy devam eder:
“çok ilginç. demek bu şekilde yürütüyorsunuz.”

annie hall
yönetmen: woody allen
1977


gelen gideni aratır mı?

Mart 22, 2008

canaydın’ın yeni kongreye aday olmayacağını açıklamasından sonra 33. başkanın kim olacağını herkes biliyordu; adnan polat. ve bugün beklenen oldu, kendisi resmen galatasaray’ın başkanı oldu.

bu yolda, kongrede seçime hazırlanan diğer başkan adayları baskılarla vazgeçirildi. geriye kalan son aday olan nazım durak’a gs tv’de seçim propogandasını yapmasına fırsat tanınmadı, galatasaray’ın resmi internet sitesinde yönetim listesi tanıtılmadı. son olarak da seçim öncesi kıvrak bir manevrayla adnan polat’ın listesinde yer alan harbi galatasaraylı abdurrahim albayrak listeden çıkarıldı.

en başından beri yeni başkan zaten belliyken, bu kadar entrikaya gerek var mıydı?


gözümüz aydın

Mart 22, 2008

galatasaray’da tam anlamıyla olmasa da özhan canaydın dönemi nihayet bugün bitti. 2001-2002 sezonunda şampiyonlar liginde çeyrek final oynayan, türkiye ligi şampiyonu olan takımı alıp, 6 senede uefa kupasında tromsö’ye elenen, şampiyonlar liginde bir adım ileriye gidemeyen, türkiye ligindeyse rakibinin ikramıyla şampiyon olabilen bir takım haline dönüştürdü canaydın.

göreve geldiği dönemi hatırlıyorum da, hıncal uluç onu galatasaray’ın başına gelebilecek en iyi başkan olarak sunmuştu. “10 senede 7 şampiyonluk, 1 avrupa kupası” vaadi vardı yanılmıyorsam. 6 senede 2 şampiyonluk, 1 “türkiye” kupası kazanabildik. hem de o şampiyonluklardan birini görevden aldığı lucescu sayesindeydi.

daha sonra adam yemeye başladı canaydın. bu adamlar da sarı kırmızılı tribünlerin sevgilileriydi; fatih terim, hagi ve bülent korkmaz. yıldız vaadini de yerinde tutamadı. takım, verimli olamayan yıldızımsılar tarafından yolgeçen hanına döndü; frank de boer, flavio conceicao, christian, felipe, fabio pinto, xavier, carusca, tobias linderoth, lincoln… şu an geride bıraktığı tek elle dokunur şey stad projesi. onun da ne kadar gerçekleşeceği muamma.

kısacası bizden 6 seneden çok daha fazlasını çaldı canaydın. nihayet bıraktı, hepimizin gözü aydın!


björk’ü beklerken

Mart 19, 2008

senelerdir beklediğim isimlerden biridir, björk. daha önce 1998′de gelmiş ve o zamanki performansını izleyememiştim. geçtiğimiz ay ortaya çıkan dedikodular beni heyecanlandırsa da hayal kırıklığına uğramamak için çok umutlanmamıştım. ne zaman ki biletix’te “björk biletleri yakında satışta” dendi işte o an deli gibi heyecanlandım. biletlerin satışa çıktığı ilk gün biletimi cebime koyup 3 ağustos’u beklemeye başladım.

kendisi de bu arada boş durmamış, izlanda müzik ödüllerinden iki tanesini kapıvermiş. biri en iyi performans dalında diğeri ise en iyi kadın vokal performansı..


yeni gözde

Mart 19, 2008

arada olabilecek teklemeleri göz ardında bırakırsam, üreten kişi sağlam bir isimse ürettiklerinin de sağlam olduğunu düşünür ve tüketmekten kaçınmam. bu üreten bazen bir ses sanatçısı olabilir (mesela nick cave, björk …) bazen bir yazar (charles bukowski, john fante …). bu tutum kitabevlerine karşı da başladı bende. ayrıntı yayınlarından çıkma çoğu kitabı kafama yakın bulduğum için yeni bastıkları kitapları da sevebilme ihtimalim yüksek olacağını düşünür, almakta tereddüt etmem.

son günlerde bir başka kitabevi dikkatimi çekiyor. “versus kitap”. onlar da ayrıntı gibi yeraltı edebiyatı dizisi oluşturmuşlar. ayrıca siyasetten sinemaya, eleştiriden kuramlara pek çok alanda kitap yayımlıyorlar. şu sıralarda amerikan hergelesi jack black’in “kazanamazsın”ı ile meşgulüm. çıkardıkları diğer kitaplar da ilgimi çekiyor. ayrıntı’dan sonra yeni gözdem olmak üzere.

http://www.versuskitap.com/


ne kadar saçma

Mart 19, 2008

Vicdanlı bir patronun varsa sekiz saat iş, en az bir buçuk saat yol, gazete ve e-mailler için otuz dakika, alışveriş ve yemek hazırlayıp karnını doyurmak bir saat ve sekiz saat uyku..

Gerçekten dört saatte mi sosyalleşeceğiz, eğleneceğiz daha da ötesi hayatımızı değiştireceğiz?

Sen değil, sistem sana karşı!

Farkındalık ne kadar saçma?

Öğünç İnan


turkish dream

Mart 18, 2008

facebook’un türkiye networkunde yer alıyor bu istatistikler. anladığım kadarıyla türkiye networkune dahil olanların profillerindeki bilgilerden oluşuyor.

senelerdir yurtdışında düzeltemediğimiz imajımızı artık facebook sayesinde düzelteceğiz sanırım. baksanıza ülkecek rock müzikle coşup, jazz ile duruluyoruz, george orwell’den “1984″, salinger’den “çavdar tarlasında çocuklar”ı okuyoruz, ajitasyondan ibaret yerli dizilere hiç bulaşmayıp “lost”a takılıyoruz. vay be!

ben böyle bir ülkede yaşamayı o kadar çok isterdim ki!