iğne – çuvaldız

Mart 15, 2008

şampiyonlar ligi kuraları dün çekildi ve fenerbahçe’nin çeyrek finaldeki chelsea f.c. oldu. her türk-ingiliz eşleşmesinden sonra medyada ingiliz basınına olan sempati (?) ortaya çıkar. ingiliz tabloid basınında türklere olan aşağılayıcı laflar cımbızla çekip alınır, nasıl böyle seviyesiz gazetecilik yapıldığının hesabı sorulur. başka ülkelerin takımlarıyla eşleştiğimiz zaman göremeyiz bu geleneği, sadece ingilizlere özgüdür. ingilizlere karşı geçmişte aldığımız ağır yenilgiler midir bu alerjinin sebebi, bilinmez.

basınımız çok geç kalmadan, kuranın hemen ertesi günü bu tarz haberleri yayınlamaya başlamışlar. milliyet gazetesinin haberine göre ingilizler hemen küstahlığını göstermiş ve nasıl olsa turu geçtik diye yaygara yapmaya başlamışlar. ve fenerbahçe’yi analiz etmeye bile gerek görmemişler (bu arada kuranın hemen ardından chelsea teknik direktörü avram grant’ın “fenerbahçe, saygı duyulması gereken bir ekip” türünde açıklama yaptığını hatırlatmak gerek). kuranın çekilişinden 24 saat bile geçmeden bir gazetenin hemen bu olayı ileri (!) düzeyde takibe alıp sonuca bağlaması da müthiş bir gazetecilik başarısı.

bir de unutmadan ingiliz basınına her fırsatta küstah etiketini yapıştıran basınımızdan bir iki örnek..


kadınlar

Mart 14, 2008

dün kapım çaldı. kimseyi beklemiyordum. üşenerek gittim açtım kapıyı. yakın arkadaşlarımdan biri elinde bira dolu torbayla ve üzgün gözlerle kapıda dikelmiş bana bakıyor. gel dedim oturalım.

derdini soramadan kendisi açıldı. sevgilisi terketmiş.. uzun zamandır işsizdi ve terkedilmesinin sebebi buydu. olan biteni anlattıktan sonra kadınların tümünü suçlamaya başladı; “neden kanadımız kırıkken yanımızda durmayıp, destek olmayıp, bizi terkediyorlar” diye..

“kadınlar” dedim “bunun için varlar. düşmüşken bir tekme vurmak, güçlüyken kollarımızın altına sığınmak için”.

güldü.


11 – 3

Mart 14, 2008

bu rakamlar bugün koşulacak yarışta tabelaya girecek ilk iki atın numarası değil elbette. portishead’in 11 sene sonra raflarda yerini alacak, 11 parçadan oluşan 3. albümünden bahsediyorum. onlar da albüm adı için pek kasmamışlar ve “third” olarak isimlendirmişler. ilk olarak 14 nisan olarak açıklanan yayınlanma tarihi şu an için 28 nisan’a ertelenmiş gözüküyor. o kadar sene bekledikten sonra bu erteleme kime koyar ki? 49 dakika 13 saniyeden oluşan albümün tracklisti şöyle:

01. Silence
02. Hunter
03. Nylon Smile
04. The Rip
05. Plastic
06. We carry on
07. Deep Water
08. Machine Gun
09. Small
10. Magic Doors
11. Threads


ne için yaşıyoruz?

Mart 13, 2008

sabah bir arkadaşımdan forward mail aldım. genelde bu tür maillerin içeriği yaratıcı olmaya geyiklerden, miyadı dolmuş muhabbetlerden ve bu bilmem kaç kişiye yolla dileğin gerçek olsun tarzı gereksiz olaylardan oluştuğu için forward mailden hazetmem. bu sefer ki konu çok fazla iç açıcı(!) bunu 459847456 kişiye yollasak da düzen gene bizi düzmekten vazgeçmeyecek biliyorum. en azından buraya koyup vicdanımı rahatlatayım(?) dedim. buyrun efendim..

Şu anda mecliste bekleyen 5510 sayılı (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı eğer yasalaşırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz.

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:

Ø Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65′e çıkarılacak. (Madde 28)

Ø Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000′den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak. (Madde 27)

Ø Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek. (Madde 29)

Ø Yıpranma hakkı gasp edilecek

Ø Aylık geliri 139,6 YTL’ den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)

Ø Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de ‘katılım payı’ adı altında para ödenecek. (Madde 68)

Ø ‘Katılım payı’ gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak. (Madde 68)

Ø Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.

Ø Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de ‘katılım payı’ ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de ‘ilâve ücret’ adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)

Ø Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye’de ’sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter’ mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.

Ø Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği % 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)

Ø Emekli Bağ-Kur’lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)

Ø Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89 ,90)

Ø Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak . (Madde 87)

Şu anda sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan’da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli farkındalık yok. Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler!”


koray da demiş:

Mart 13, 2008

çalışma hayatı; büyük biraderin hepimizden istediği, beklediği yaşam biçimidir. insanın, sisteme uygun eleman yetiştirme amacıyla açılan okullardan (ilkokul, lise, üniversite) mezun olduktan sonra bir küçük dişli olarak katıldığı hayat formudur.

korayto aykanatis


öğünç demiş:

Mart 13, 2008

çalışma hayatı; insan yaşamının reddidir. modern zamanların köleleştirme ve uysallaştırma aracı. 1980′lerden itibaren “mutlu yaşam” formülü olarak beyinlerimize kazınan, başarı düşüne, hayatlarımızı çürüterek ulaşabileceğimizi salık veren, insanların mutsuz ve umutsuz olmalarını ve böylece daha çok çalışıp daha fazla çürümelerini sağlayan kısır döngüdür. çalışma hayatında asla başarılı olamazsınız. çok para kazanabilir, yüksek standartlarda yaşayabilirsiniz. çıkabileceğiniz en yüksek mertebe ise tüketiciliktir. bir ürün olarak diğer ürünleri satın almak. çalışan insan, aşağılanan insandır. yıllarını tüketmek ve mutsuz ölmek en büyük mükafatıdır.

Öğünç İnan


dig!!! lazarus dig!!!

Mart 12, 2008

Ocak ayının başında nette dolanırken bir anda nick cave’in sitesinde buldum ve yeni albüm müjdesini o anda aldım. zaten kafa dumanlı, zamanlaması süper oldu dedim albüm için, dinler dinler kendimden geçerim.. 3 mart’a kadar nasıl bekleyeceğim derken, şubat ayının son haftasında albüm internete düştü.

blixa bargeld’in ayrılışından sonraki ikinci albümdü bu. ilk olanı “abattoir blues & lyre of orpheus”da sound “nocturama”nın devamı gibiydi ve açıkçası blixa’nın ayrılışının sounda bence direkt bir etkisi olmamıştı. “get ready for love”, “there she goes, my beautiful world” gibi hızlı ve leziz hitlerin yanında ikinci cd’de yer alan “breathless”, “babe, you turn me on”, “easy money” gibi slow ve vurucu parçalar beni bu albüme yakın tutmuştu. 2004′te çıkan bu albümden sonra aradaki zamanda 2 soundtrack hazırladı nick baba, biri, senaryosunu da yazdığı, “the proposition” diğeri ise “the assassination of jesse james”. daha sonra dadaşlarıyla hayvanat bahçesinde dolanırken “ya biz zaten grup gibi takılıyoruz, benim adım ön planda olmayan bi proje yapalım, adı da grinderman olsun” deyip, aynı adı taşıyan albüm çıkardılar geçtiğimiz sene. garage rock tadındaki bu albüm beni başlarda pek sarmasa da dinledikçe hastası oldum.

albümü heyecanla indirdikten sonra anında dinlemeye başladım. albüme adını veren “dig lazarus dig”i zaten resmi sitelerinde dinleye dinleye hatmetmiştim. ikinci parça “today’s lesson”a geçtiğimde ise hayal kırıklığına uğradım. şimdi buraya bir parantez daha açalım; nick cave ne yapsa dinlerim, öksürse bile. yani buradaki hayal kırıklığı albümün kötü olmasından filan kaynaklanmıyor (ki kötü demek ne haddime), sadece bir nick cave & the bad seeds albümünde karşılaşmayı tahmin etmediğim bir sound diyelim. nedir bu sound derseniz, garage rock. aynen grinderman’deki gibi. zaten dinlerken yeni grinderman albümünü dinlemiş gibi oluyorum. “today’s lesson”ın girişini fena halde “depth charge ethel”e benzetmem, 4. parça olan “night of the lotus eaters” ile “grinderman”in akışındaki yakınlık bana bu hissi veren. bir de kapanış parçası olan “more news from nowhere” havası itibarıyla, eskilerden, “oh deanna”yı hatırlatıyor bana.

“grinderman” gibi başlangıçta yabancılık hissettiren, dinledikçe kendini sevdiren bir albümle karşı karşıyayız. artık tek beklentim babanın 2006 yılı için verdiği “tekrar istanbul’a geleceğiz” sözünü bu yaz tutması. nisan ayının sonlarına doğru çıkacakları turda şu an için son durak atina gözüküyor. belki devamında istanbul’u da görebiliriz, belli mi olur?


yaza doğru

Mart 11, 2008

the gathering hala vokalist arayadursun anneke, agua de annique ile albümünü çıkarıp konserden konsere akıyor. yaza kadar hollanda ve fransa’da konserler verecek olan grup önce tibet’e yardım için düzenlenen ticket for tibet’te sahne alacak daha sonra yine hollanda’nın ufak çaplı festivallerinde boy göstericek. ben bu yaz agua de annique’nin istanbul’a uğrayıp, masstival gibi yaz festivallerinden birinde yer alacağını düşünüyordum. gerçi hala çoğu festivalin line up’ı belli değil, düşüncemde yanılmayabilirim. ama avrupa’nın hatırı sayılır festivallerinde de agua de annique adına rastlayamıyoruz..


hafıza sorunu olanlar için resimli tarih dersi

Mart 6, 2008

malum hafıza yoksunu bir halkız, bize atılan kazıkları unutup bir süre sonra aynı kazığı yeriz. bu toplumsal sorun kendini bu sefer de futbolda göstermiş. fenerbahçe, sevilla’yı eleyip şampiyonlar liginde çeyrek finale yükselince bazı aklı evvel ekşimtırak sözlük yazarları, sarı-lacivert boyalı basından aldığı gazla, fb’nin çeyrek final başarısını galatasarayımızın uefa kupası zaferiyle karşılaştırmaya koyulmuşlar. ama bunun 2000/2001 sezonunda yapılmışı vardı, ve ne tesadüftür ki! gene galatasaray tarafından. lafı fazla uzatmayıp dersimize wikipedia’dan aldığım resimlerle devam edelim.

ön eleme turu:
birinci grup aşaması:
ikinci grup aşaması:

ve çeyrek final:

sanırım resimler üzerine fazla konuşmaya pek gerek yok. herşey kendini belli ediyor zaten. ha bir de dikkatinizi çekti mi bilmem, o dönem çeyrek finale gruplardan sonra 2 maç oynayarak değil bir grup aşamasında 6 maç daha oynayarak geliniyormuş.


"yolda" nihayet…

Mart 5, 2008

jack kerouac’ın “zen kaçıkları” ile beraber kült olma şerefine nail olmuş bir diğer eseri “yolda”, oldukça uzun bir yoldan sonra raflardaki yerini aldı.

daha önce kıyı yayınları tarafından çevirisi oldukça sorunlu (kitaptan belli bir kısım türkçe’ye çevrilmemişti) basılan ve son dönemde kitapçıları geçtim sahaflarda bile bulması mümkün olmayan kitabı oldukça uzun süredir yapı kredi yayınları ve ayrıntı yayınları basılacak kitaplar listesine almış ama sonuçlandıramamıştı. kısmet ayrıntı’nınmış..

beat edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan “yolda”, ayrıntı yayınları’nın yeraltı edebiyatı dizisinden çıkarak bekleyenlerini mesut etti.

darısı diğer bulunamayan kitapların başına…