Nisan 30, 2008
bildiğiniz üzere rock’n coke bu sene düzenlenmiyor, getirecek grup bulamadıklarını söylüyorlar. ardından radar live’ın da iptal olduğu açıklandı. barışarock’ın da yapılıp yapılmayacağı şüpheli (rock’n coke yapılmayacağı için barışa rock da yapılmayacaksa çok anlamsız olur bence). geriye kalıyor her sene festival sezonun açılışını yapan efes pilsen one love festival ve masstival.
one love fest.in kadrosu geçtiğimiz günlerde açıklandı. iki gün olacak bu sene ve iki ayrı konsept. ilk gün dance ikinci gün ise gypsy. beni ilgilendiren ikinci gün. gogol bordello’nun headliner olduğu 22 haziran’da ayrıca shantel & bucovina club orkestar, miss platnum, baba zula, gevende, selim sesler ve kolektif istanbul sahne alacak. araya bir de fanfare ciocarlia’yı sıkıştırsalar tam kaymaklı ekmek kadayıfı olacakmış (fanfare demişken; onlar da 2 mayıs akşamı istanbul’da sahne alıp, izleyenleri hop hop hoplatacaklar). festivalin biletleri dün satışa çıktı, 22.5 tl’lik uygun fiyatı duyunca direk kaptım. ayrıntılı bilgi için buraya alalım sizi.
» yorum bırak; |
müzik | Etiketlendi: efes pilsen one love festival 7, festival, konser |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı
Nisan 30, 2008
bir diğer ilk dinleyişte beğenilmeyip de daha sonra dinlendikçe dinlenen albüm vakası da pinhani’nin ilk albümü “inandığın masallar”dı. hatta albümü 2006′ının kasım ayında çıktığını sanıyordum ki 2 yıl önce bu sıralar düşmüş raflara. şu sıralar da yeni albümleri “zaman beklemez” ile meşgul ediyorlar piyasayı.
debut albümündeki kendine özgü sound ile dikkat çeken pinhani, bu albümde de aynı havayı yakalamakla kalmayıp, sahip olduklarının üstüne bir şeyler koymayı da bilmiş. gitarda akın eldes, bas gitarda demirhan baylan gibi usta isimlerin yer alması albümün kalitesini arttıran faktörlerden. ilk albümdeki sounda klarnet, trombon ve trompet gibi üflemeli çalgılar katılarak leziz bir sound elde edilmiş. gitar sololar da bu albümde rastladığımız bir diğer unsur. “düğün” ve “sırası değil” en çok tuttuğum parçalar oldu. özellikle “düğün”ün farklı versiyonu olan “düğün dernek”te hoş ve samimi bir hava yakalanmış (bu parçada cümbüşü erkan oğur çalmış, dikkat!).
tüm şarkıların mp3lerini web sitelerine koysalar da albümü edinmek farz. bugün gogol bordello biletini almaya gittiğimde albümü de kaparım artık.
“zaman beklemez”
pinhani
piccatura müzik
» yorum bırak; |
müzik | Etiketlendi: albüm yorumu, kritik, pinhani, yeni albüm, zaman beklemez |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı
Nisan 28, 2008
sekizinci moonspell albümü “night eternal” nete düştü bile. son bir kaç saattir dinleyip duruyorum, “the antidote” ve “memorial” albümlerinden çok fazla ötede bir sound yok. sadece gothic öğeler çok fazla yer kaplamıyor. 4. parça “scorpion flower”ı tuttum baya, zaten bu parçada anneke yapmış bayan vokalleri.
neyse 3-5 dinlemeyle albüm yorumu yapacak değilim. postu yazmamdaki esas noktaya geleyim; seneler öncesine götürdü bu albüm beni. sene 1998, bir önceki yıl piyasaya çıkmasına rağmen yurdum topraklarında kaseti ancak basılmıştı “sin / pecado”nun. “wolfheart”, “irreligious” albümlerinin hastasıyım. albümü dinler dinlemez ergen metalci triplerine girip, “bu ne biçim albüm böyle, pop olmuş bu! moonspell de sattı davayı” diye dellendim. bir kenara koydum uzunca süre dinlemedim, daha sonra ertuğ’un iki cannibal corpse kasediyle değiş tokuş yapmıştık, biri “eaten back to life” diğeri “butchered at birth”. seneler sonra kıymetini anlamış, dinledikçe sevmiştim “sin / pecado”yu. ilk dinlenildiğinde sevilmeyip daha sonra dinlendikçe sevilen albümler top 5′i yaparsam kafadan yer alır bu albüm.
“night eternal” 19 mayıs’ta raflarda yerini alacak. “yok aga ben o kadar bekleyemem” diyorsanız, buyrun burdan yakın.
» yorum bırak; |
müzik | Etiketlendi: moonspell, yeni albüm |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı
Nisan 26, 2008
vincent gallo için gayet uygun bir başlık bence. aktör, senarist, prodüktör, yönetmen ve müzisyen. daha ne olsun ki? “goodfellas”, “arizona dream”, “trouble every day” yanı sıra yazıp, yönetip, oynadığı ve hatta soundtrackini hazırladığı “buffalo 66″ en göze çarpan filmleri. genelde bağımsız filmlerde oynamayı tercih eden gallo, 2008′de “the funeral director”da “kevin stiff”, francis ford coppola’nın yazıp yönettiği, 2009′da gösterime girecek olan “tetro”da “tetro” karakteriyle karşımızda olacak. az önce de belirttiğim gibi olayı sadece sinemadan ibaret değil. bir yandan da müzisyen olarak takılıyor, 1982′de “it took several wives”, 1984′te “the way it is soundtrack”, 1998′de “buffalo 66″nın soundtacki, 2001′de “when” (çok hoş albümdür, tavsiye ederim) ve son olarak 2002′de “recordings of music for film” albümlerini piyasaya sürmüş. ayrıca rriiccee adlı bir grubu var. 2007′nin sonunda amerika’yı turlamışlar grupla. ama albümleri yok malesef, sahneye çıkıp doğaçlama takılıyorlar ve albüm çıkarma konusunda ise pek bir laf etmiyorlar.
o kadar övüp durdum, kendisinin en itici yanından bahsetmezsem olmaz; muhafazakar bir cumhuriyetçi kendileri, bush’un tüm yaptıklarını destekleyenlerden. hiç kimse mükemmel olamıyor tabi.
» yorum bırak; |
müzik, sinema | Etiketlendi: vincent gallo |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı
Nisan 24, 2008
yanılmıyorsam ilk kez 10 sene kadar önce, lise sondayken, gitmiştim kitap fuarına öğünçle beraber. o dönemde bugünkü gibi kitaplarla çok fazla içli dışlı değiliz, leman – lemanyak tayfası gelmiş, onlardan imza alma derdindeyiz. hatta adamlara köpeköldüren götürmüştük yanımızda. daha sonraki senelerde kitap ihtiyacımı karşılamak için güzel bir kaynak olmuştu. ne zaman ki internet hayatımızda daha fazla yer kaplamaya başladı ve sanal kitapçılardan yine aynı indirimle kitap almaya başladım, benim için kitap fuarının pek bir cazibesi kalmadı. takip ettiğim yayınevlerinin burada stand açmaması da tuzu biberi oldu. sadece her sene şöyle bir uğrayıp ne var ne yok göz attığım gezi yeri haline geldi.
13. izmir kitap fuarı geçen cumartesi günü açıldı ve önümüzdeki pazar gününe kadar açık kalacak. fuarın ilk günü ziyaret etme şansım oldu. evde zaten bir sürü kitap okunma sırasını beklediği için sadece gezerim, gerek kalmadıkça da bir şey almam düşüncesiyle standları dolanırken bir tanesinde takılıp kaldım. almayı düşündüğüm bir kitap neredeyse bedavaya satılınca direk atladım, yine aynı indirimli kitaplardan ilgimi çekenleri de bir bir toparladım tezgahtan. bendeki iştah satıcının dikkatini çekmiş olacak ki bir anda yanımda bitiverdi. burada hemen bir parantez açalım; işgüzar tezgahtarları hiç sevmem. bir dükkana girdiğinizde, genellikle giyim üzerine olanlar, yanınızdan ayrılmazlar, sizin rahatça alışveriş yapma zevkinizin içine etmekle kalmayıp gereksiz önerilerle aklınızı çelmeye çalışırlar. artık parantezi kapatabiliriz. durmadan bana kitap tavsiyesinde bulunmaya, ne tür kitap okuduğumu sormaya çalıştı. işte burada duralım. birincisi; kitap zevkine sahibim, sıradan bir okur değilim. neyi okuyup okumayacağımı bilebilen, genelde de sadece zevkine sahip duyduğum kişilerden bu konuda tavsiye alan birisiyim. ikinci ve daha da önemlisi; kitap bu, hızlı tüketim malı değil ki. belki senin butikte tavsiye ettiğin t-shirt üstüme yakışacak ama kitap beynime ve zevkime yakışacak mı bakalım? tanımadığım kişilerle gereksiz polemiklere girmeyi pek gerek görmediğimden, kısa kestim alışverişimi. eminim diğer standlara da uğrasam bu tarz satış politikasına maruz kalacaktım. hemen voltamı aldım, çıktım fuardan.
» yorum bırak; |
edebiyat | Etiketlendi: izmir kitap fuarı |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı
Nisan 23, 2008
madem şarap bir kültür ise köpeköldürenler de altkültürdür. şarap kültürünü edinecek ne param var ne de buna bağlı olarak gezmişliğim ve de görmüşlüğüm. o halde her daim kendimi ait hissettiğim altkültürden nasiplenmekteyim yine. arada bir yapmayı planladığım top 5′lere (high fidelity’e selam olsun) köpeköldürenler hakkında yazarak giriş yapayım istedim. izmir’de ikamet ettiğimden dolayı söz konusu şaraplar izmir ve çevresini bağlar. buyrun başlayalım:

1 – şirince şarabı. genellikle şirince’de yapılan şaraplar bu isimle anılıyor ama şirince şarabı olarak markaya sahip olanı da var. ortalama 4 tl civarında fiyata sahip. diğer şaraplara göre meyvemsi bir tad bırakıyor ağızda. içimi de oldukça kolay. ayrıca şirince’de üretilen meyveli şaraplar için bir parantez açarsak, vincent’i öneririm. karadut, böğürtlen ve kavun şarapları oldukça hoş.
2 – pagos. yazgan şarapçılık tarafından üretiliyor. şirince şarabı ile beraber “köpeköldüren” tabirinin biraz üstünde olan bir şarap bence. ortalama satış fiyatı 4 tl. akp’nin alkol ve şarap üzerindeki politikalardan etkilendiği dönemler 6 tl’e fırlamıştı fiyatı. şu anda 3.5 tl’ye bile bulmak mümkün.
3 – dimitrakopulo. kökeni oldukça eskilere dayanan kült bir şarap bu. ilk dönemlerinde rakı üreten dimitrakopulo, rakı üretiminin tekelleşmesiyle beraber şarap üretmeye başlamış (hatta bu dimitrakopulo rakısının müptelaları arasında atatürk bile varmış). genellikle istanbul ve izmir’de yaygın olan bir şarap. fiyatı 4 tl civarında.
4 – tepekule. izmir’de üretilen bir başka şarap. adını izmir’in en eski yerleşim yeri olarak kabul edilen tepekule höyüğünden alıyor. söz konusu höyük bugün tekel’e ait şarap bağlarının içerisinde yer almaktaymış. 4 tl’e satılan şarap tad olarak şirince şarabını andırıyor.
5 – evin. listeye 5. sıradan ve zorlama giriş yapan bir şarap aslında evin. listedeki diğer şaraplara göre tek avantajı 3.5 tl’ye satılıyor oluşu. öğünç kardeşimle beraber edindiğimiz tecrübelere dayanarak söylüyorum ki arada bozuk olanına denk gelip, gecenin keyfini kaçırabilecek, sürprizlere açık bir şarap.
» yorum bırak; |
top 5 | Etiketlendi: köpeköldüren, top 5, şarap |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı
Nisan 22, 2008
madem laf “yolda”dan açıldı öyle devam edelim. sal paradise, bitik bir halde otobüste yolculuk yaparken bir hatun dikkatini çeker. meksika diyarından kopup gelme, latin güzeli terry. bizim delikanlı tanışır hatunla ve aklını çeler. bir süre beraber takılırlar, takılırlar derken yollarda değil tabi. bizim yol adamı, terry için çalışmaya bile başlar. her zaman derim; tehlikeli varlık bu dişiler. adamı yolundan edecek, planlarından vazgeçirecek kadar.
» yorum bırak; |
edebiyat, hayat | Etiketlendi: jack kerouac, kadınlar, on the road, yolda |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı
Nisan 22, 2008
tuhaf bir tesadüf müdür yoksa kitap üzerinde bir lanet midir bilinmez, “yolda” ile olan gecikmelerden bahsediyorum. kerouac’ın 1951′de kaleme aldığı kitap ancak 1957′de gün yüzüne çıkabilmiş, o da orijinal haliyle değil. çıktığı dönemde “kült” damgasını anında yiyen eserin orijinal metniyle basımı ise tam 50 sene sonrasına 2007′e kısmet oldu. romanın türkçedeki macerasına daha önce bir postta değinmiştim, şimdi gelelim sadede; 2005′ten bu yana beyaz perdeye aktarılmayı bekliyor bu kitap. “the godfather”, “rumble fish”, “dracula” gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış francis ford coppola, 1968 yılında satın almış film haklarını. 2005′te de, yine bir romandan beyaz perdeye uyarlama olan “motosiklet günlüğü”nün başarılı yönetmeni, walter salles’i yönetmen koltuğuna oturtup projeye başlamıştı. ilk olarak 2007 olarak belirtildi gösterim tarihi, daha sonra 2008 oldu, şu anda da imdb’e baktığımda 2009 gözüküyor. umarım daha fazla aksilik yaşanmaz da gelecek sene sinema koltuğuna yayılır izleriz sal ile dean’in yol maceralarını.
» yorum bırak; |
edebiyat, sinema | Etiketlendi: jack kerouac, on the road, yolda |
Kalıcı Bağlantı
beerserk tarafından yazıldı