‘çıtır hatun’ istanbul’da

Nisan 17, 2008

balkan esintilerine yer veren kultur shock, gogol bordello, balkan beat box gibi grupların ardından son dönemdeki gözdelerimden biri devotchka (d,v,k harfleri büyük yazılıyor, dikkat) diğeri de beirut. bunlardan devotchka olanı bu akşam radyo eksen’in organizasyonuyla garajistanbul sahnesinde yer alacaklar. geçtiğimiz ay çıkardıkları “a mad and faithful telling” ile içimi kıpır kıpır eden abiler akşam da izleyenleri hop hop hoplatırlar artık. bize de ordan burdan yorumları okumak düşer.

başlıkla ilgili not düşmek gerekirse; devotchka, rusça’da genç kız anlamına geliyor. grubun adı konulurken “clockwork orange”ta alex ve dadaşlarının kullandığı bu kelimeden esinlenilmiş.


güzel bir iş?

Nisan 15, 2008

- virgil, şu an yakalandın ve uzun bir mahkumiyetle yüz yüzesin. suç dolu bir hayatı seçtiğine pişman mısın?

- bence suç buna değer. harika bir iş. çalışma saatleri iyi ve kendi patronunuzsunuz ve bol bol seyahat ediyorsunuz ve ilginç insanlarla tanışıyorsunuz. yani genel olarak güzel bir iş.

take the money and run
yönetmen: woody allen
1969


bugün

Nisan 12, 2008

iletişim’in önünden geçerken bir güç beni içeri sokuverdi, roll’un nisan sayısını almış kasada ederini öderken buldum kendimi. daha sonra sardunya’ya kısıtlı zaman için 70′lik bira içmeye oturdum ve bir taraftan dergiyi karıştırmaya başladım. son zamanların en an anlamlı cümlesini okudum, 68 sloganıymış ki farketmez, düşüncelerimizi özetler öğünç kardeşimle beraber, şöyle buyurmuş; “çalışan insanlar çalışmadıklarında sıkılırlar. çalışmayan insanlar hiçbir zaman sıkılmazlar”. başka sözü olan?


watcha playin’

Nisan 11, 2008

yeni brooklyn funk essentials (bundan sonra bfe diyeceğim, üşeniyorum) albümü “watcha playin” 7 nisan’da sessiz sedasız raflarda yerini aldı. 1998′de konser için ülkemize gelen grup, sahnede doğaçlama takılırken türk ezgilerine de yer verirler. işte o an grubun kaderini değiştiren andır. konser sonrası laço tayfa ile beraber “in the buzzbag” albümünü kaydettiler ve bu albümle popülerlikleri arttı. el diyarlardan kalkıp gelip bu topraklarda yıldızını parlatacak başka bir grup var mıdır bilinmez.

fazlasıyla “istanbul” funk essentials olan bu albümden sonra 2000′de “make them like it”i kaydeden bfe, dağılma sorunlarını atlattıktan sonra dünyanın çeşitli yerlerinde konserler verdiler. ve 8 sene aradan sonra 4. albümlerini yayınladılar.

grubun resmi bir web-sitesinin olmaması, yapımcıları olan peace biscuit’in sitesinin de yenilenme çalışmasında olmasından dolayı albümle ilgili çok fazla bir bilgi edinemiyoruz (albümün çıktığını bile şans eseri öğrendim).

“watcha playin”, daha önceki bfe albümleriyle aynı çizgide. funktan smooth jazza uzanan bir sounda sahip, kısaca chill-out kategorisinin içerisinde diyebilirim. 12′40″ süren açılış parçası “need”te türk ezgilerine rastlıyoruz, acep tüm albüm yine “in the buzzbag” gibi mi olacak derken ikinci parça “dance-free night” imdadımıza yetişiyor ve albümün karma bir sounda sahip olduğunu hatırlatıyor. “dibby dibby sound” ile mozart’ın türk marşının funk halini dinleyebiliyoruz. son parçaları “the day before adidi”, yine “in the buzzbag”ın son parçası olan “zurna prezerve”le aynı türkiş melodilere sahip, tabi farklı bir yorum.

son olarak yarın akşam bursa suare’de sahne alacaklarını söyleyeyim. bir sonraki türkiye konserleri ise 15 temmuz’da alaçatı babylon’da…


evli evine, köylü köyüne

Nisan 8, 2008

chelsea bu gece fenerbahçe’den çok bizi yordu ekran başında. neyse ki kanser edici 90 dakika sonunda sonuca ulaşmasını bildiler. bu kadar basiretsiz ve etkisiz oynayarak bizi boşa geren mavilere haddini liverpool bildirir yarı finalde.


chakkıdı über alles

Nisan 8, 2008


ilk farkeden ben değilimdir, mutlaka bir yerlerde birileri yazmıştır. kenan doğulu’nun single’ının kapağı üzerindeki d.k. ile dead kennedys’in yıllardır kullandığı d.k. logosunun benzerliğinden bahsediyorum. geçenlerde müzik markette cd’lere bakarken dikkatimi çekti. bu single’ın çıkış tarihi 2 ağustos 2007 imiş, demek ki ayakta uyuyorum. şöyle gelişi güzel bir araştırmayla dead kennedys’in bu logoyu 84′ten beri kullandığını öğrendim. “keskin” türk zekasının ürünü müdür bu? yoksa mister doğulu’nun cilalı pop şarkılarıyla kennedys’e selam duruşu mu? sizce hangisi?


günün anlam ve önemine dair

Nisan 7, 2008


izmir’den apocalyptica geçti

Nisan 5, 2008

2008 yılında bir keramet mi var nedir? senelerdir gitmediğim konserlerin acısını bu sene çıkarıyor gibiyim. radical noise konseri ile başladığım sene ceza, baba zula, viktoria tolstoy konserleriyle devam etti. en son dün gece apocalyptica konserler zincirinden bir halka oldu.

açıkçası apocalyptica çok fazla ilgimi çeken bir grup değil. konservatuar öğrencisiyken tez konusu olarak metallica’nın parçalarını yorumlamayı seçen bu finli gençler daha sonra bu çalışmaları grup adı altında sürdürüp piyasaya çıktılar. benim de pek metallica ile aram olmadığı için (her zaman her yerde en büyük slayer!!!) pek alakam olmadı yaptıklarıyla. ilk albümlerini şöyle bi dinleyip üzerinden geçmiştim. diğer albümlerine ise hiç kulak vermedim. sadece bu konsere gideceğim için yeni çıkardıkları “worlds collide” albümünü etüd ettim.

istanbullu etkinlik canavarı haber verdi; “apocalyptica izmir’e geliyor, davetiye kazanma şansın var” diye. itiraf ediyorum, konsere gitmemin nedeni kazandığım davetiyedir. benim gibi davetiye ballısı gökçe ile nurdan da sağolsunlar yalnız bırakmadılar beni, gittik cool events’a. konser türkiye standartlarına göre şaşırtıcı şekilde zamanında başladı, son albümün açılış parçası olan “worlds collide” ile girdi abiler. arada eski albümlerden parçalar çalıp, doğal olarak yeni albümden “i’m not jesus”, “s.o.s” gibi parçalara yer verdiler. “s.o.s” öncesi, bu parçayı christina scabbia ile beraber yaptıklarını, onun gibi sıcak ve seksi bir hatunla çalışmaktan memnun olduklarını söyledi ve christina buradaymış ve sahneye çıkacakmış gibi sahnenin kenarına baktı abimiz ve o tarafta son derece cool şekilde oturan diğer çellist abiyi gösterdi. o an için iyi geyikti. metallica yorumlarından “master of puppets”, “seek and destroy”a yer verdiler. dediğim gibi iyi bir dinleyicileri olmadığımdan, konseri tam anlamıyla ölçüp biçip yorumlamak haddime düşmez. 1.5 saat kadar kaldılar sahnede. bise çıkıp iki parça söyleyip nihayetlendirdiler konseri.


deplasman

Nisan 4, 2008

“dig lazarus dig” çıkalı bir ay oldu. albüm, çoğu dergiden tam puan kaptı. ben de dinleye dinleye albümü daha bir sevdim. albümü bir yana bırakalım, tur tarihleri açısından hala bir değişiklik yok; son durak atina gözüküyor. nick babanın istanbul’a tekrar geliş sözünü tutacağı da yok sanki. olsa şimdiye kadar fısıltı gazetesi çalışmaya başlamış, facebook ve last.fm’de çoktan eventler yaratılmış olurdu. madem usta istanbul’a uğramıyor, bana da düşen onu gidip el diyarlarda seyir eylemek. 6 haziran akşamı selanik’te çalıyorlar. eğer aksilik olmazsa ben de onları sahneden izleyen şanslı kişilerden biri olacağım. olur da bu sayfayı tesadüfen okuyan biri konsere gitme heyecanını içinde duyarsa beri gelsin..


papatya falı

Nisan 2, 2008

geliyor?? gelmiyor??

leonard cohen’den bahsediyorum. 2 hafta öncesinde basında haberleri çıktı; usta, 15 yıl sonra dünya turnesine çıkıyor ve uğrayacağı yerlerden biri de istanbul olacak. bu haber, bbc gibi önemli bir medya kurumunda yayınlanmasa pek kaale almayacağım (sözde, bu yaz iron maiden, metallica da geliyor kimilerine göre). pek çok kaynaktan dillendirildi bu durum, facebook ve last.fm’de anında eventları bile açıldı ancak son günlerde pek bir gelişme yok konuyla ilgili. üstadın web-sitesindeki tur programında en son atina gözüküyor, aynı nick cave gibi.

umarım konser üzerine çalışan iksv bu işi başarır ve cohen’i dünya gözüyle sahnede izleriz. aynen turu düzenleyen şirketten rob hallett’in dediği gibi; “birçokları için bu tur, leonard cohen efsanesini sahnede görmek, hayatta bir defa yaşanabilecek bir deneyim olacak.”