baktım iki ders arasında 3 saate yakın bir zaman var, vurdum kendimi kıbrıs şehitlerine. yakın kitabevinden bu ayki roll’ü kaptım, sonra oturdum sardunya’s’ın sokak kısmına, bir tane de 70lik bira söyledim. gayet içten bir şekilde yapılmış manu chao röportajına kaptırdım kendimi önce. ardından da ecnebi mecmualardan kırpılıp oluşturulan nick cave röportajına. kimsecikler yoktu sokak tarafında. deniz tarafından esen hafif rüzgar daha da keyiflendirdi beni. bir ara içeriden bukowski’nin şiirini üzerine güzelim melodileriyle süsleyen dadafon’un “slow day”inin sesleri geldi, ilk defa dışarıda çalarken rastladım bu şarkıya. sanki bana özel çalıyorlarmış gibi geldi, mutlu oldum. sonra kendi kendime dedim; “bir insana ait en büyük özgürlüklerden, bir “güneşli pazartesi” sokakta soğuk birayı yudumlayabilmek”. birileri ekonomik özgürlük der gibi mi oldu? karıştırmayın onu…
manita peşinde koşmak
Mayıs 12, 2008asker bülent, ligi 4. sırada bitirmelerinden dolayı pek rahatsız olmuş. beşiktaş karşısında 10 dakikada 4 gol yiyen manisasporlu futbolculara çemkirmekte bulmuş çareyi; ”tabii ki beşiktaş’ın 4 golünü duyunca futbolcularımın moralleri bozuldu. vestel manisaspor nasıl küme düştü anlamadım. bir takımın 3-4 futbolcusu solaryumda, 4-5 oyuncusu manita peşinde koşuyor. herkes kendine bakacak. türkiye’de değişmesi gereken gerçekler var. futbol devrimi yapmalıyız.”. demecini çok fazla irdelemeye gerek yok, “herkes kendine bakacak” diyerek kendi kendisini eleştirmiş zaten farkında olmayarak.
beşiktaş bu hafta 1-0 da yense 10-0 da yense, fenerbahçe’nin mağlubiyetinden dolayı, zaten 3. sırada bitirecekti ligi. o halde sorgulanması gereken manisasporlular değil fenerbahçeliler. ama maçası yememiş asker bülent’in, düşene bir de kendisi vurmayı tercih etmiş.
sahi, şampiyonluk yolunda kendi sahalarında fenerbahçe’den 4 yemeden önce sivassporlu futbolcular ne peşinde koşuyorlardı acaba. önce bu sorunun yanıtını bulsun, devrime de sıra gelir elbet.
fifa yolları taştan
Mayıs 12, 2008cumartesi gecesi gençlerbirliği maçının ardından 4. sıraya düşen sivasspor’un cin fikirli basın sözcüsü fikret ünsal, fenerbahçe’nin şampiyonlar ligini önceden garantilediğini belirtip üçlü averajın neden uygulandığı anlayamamış. konuyla ilgili şikayete gideceklermiş fifa’ya.
fenerbahçe’nin avrupa şampiyonlar ligi’ni garantilemesinin türkiye süper ligi’ndeki sıralamaya nasıl bir etkisi olduğunu düşünüp de yapılmış açıklama anlamadım. fenerbahçe, uefa’ya gidip ikametgah ve bir kaç vesikalık foto verip de mi kaydolmuş şampiyonlar ligine.
umarım gider fifa’ya şikayet ederler bu üçlü averaj uygulamasını. fifa yetkilileri kendilerine kural kitapçığını verir bir de sırtını sıvazlar. aman oralarda asker selamı çakmayın, anlamazlar, sezon boyunca yapmış olduğunuz ajitasyonunuzu da kendinize saklayın, yutmazlar.
cumartesi akşamına dair
Mayıs 12, 20082 hafta önceki fenerbahçe maçını izlememiştim, hem bu maçların gerilimini kaldıramıyorum hem de 2 sezon önceki 4-0′lık maçı izlememden dolayı takıma uğursuz gelmek istemedim. evet, felaket derecede obsesifim bu uğur mevzusuna. fenerbahçe’nin şampiyonlar ligi maçlarındaki uğur deneyimlerime göre hareket ettim derbide, kazanınca daha da perçinlendi o mesele. sivas maçını can’la beraber izledik geçen hafta, o maçta da bir takım uğurlar denedim onlar da tuttu. bu cumartesi maça yine can’la izlemeye gittik, uğur geyikleri başroldeydi yine. ben yine önce bankadan para çekicektim, sonra kıbrıs şehitlerinde dolanıp geçen haftaki gibi baryum’a oturacaktık. başka kimseyi de çağırmak yok. neyse ben parayı çektim, turumuzu attık, baryum’a gittik yer kalmamış, “acaba geçen haftaki fanatik taraftar portresi çizdiğimizden mi almadılar” diye sormuyor da değilim. can’ın arkadaşı esra aradı, “geliyorum” dedi, “eyvallah” dedik, uğur konseptimiz bozuldu nasıl olsa. sonra beni osman aradı, “uğuru bozacaksan hiç gelme” dedim, “ne diyorsun lan” dedi, “iyi hadi gel” dedim. güç bela barlardan birinde yer bulduk. biralarımızı söyledik, mekanın maç dolayısıyla zorunlu kıldığı “çerez, havuç ve patates kızartması” üçlüsünün verdiği dayanılmaz hafiflik eşliğinde maç başladı. ortamdakiler maçtan çok tiyatroya gelmiş havasında, bağıran pek az kişi. ben de tam maç havasına giremedim. devrenin bitimine doğru goller peşpeşe geldi, hem rahatladım hem de ortamı gaza getirmeye çalıştım. netekim tüm bar ahalisi tezahürat yapmaya koyuldu. ikinci yarının başlamasıyla hem sami yen’dekiler hem bizim bardakiler dut yemiş bülbülü oynar oldu. herkeste bir rehavet, şampiyonluk gelmiş nasıl olsa. bir de iki haftadır kutlanıyor şampiyonluk, millet sevinmekten yorulmuş. sahadaki futbolculara bakıyorum, “bitse de şampiyonluğu kutlasak” havasındalar. ben de “bitse de gitsek” diyorum artık. yan masanın ısrarlarıyla amigoluğa soyundum ara sıra, “fener için opera”ya ithafen “ku-ra-bi-ye fener” diye başladım, bir iki masa dışında gerisini getiren yok. iyice sıkıldım. dördünce hakem uzatma dakikalarını gösterirken, “haydi artık kalkalım” dedim ve kalktık.
beerserk tarafından yazıldı
beerserk tarafından yazıldı
beerserk tarafından yazıldı