2 hafta önceki fenerbahçe maçını izlememiştim, hem bu maçların gerilimini kaldıramıyorum hem de 2 sezon önceki 4-0′lık maçı izlememden dolayı takıma uğursuz gelmek istemedim. evet, felaket derecede obsesifim bu uğur mevzusuna. fenerbahçe’nin şampiyonlar ligi maçlarındaki uğur deneyimlerime göre hareket ettim derbide, kazanınca daha da perçinlendi o mesele. sivas maçını can’la beraber izledik geçen hafta, o maçta da bir takım uğurlar denedim onlar da tuttu. bu cumartesi maça yine can’la izlemeye gittik, uğur geyikleri başroldeydi yine. ben yine önce bankadan para çekicektim, sonra kıbrıs şehitlerinde dolanıp geçen haftaki gibi baryum’a oturacaktık. başka kimseyi de çağırmak yok. neyse ben parayı çektim, turumuzu attık, baryum’a gittik yer kalmamış, “acaba geçen haftaki fanatik taraftar portresi çizdiğimizden mi almadılar” diye sormuyor da değilim. can’ın arkadaşı esra aradı, “geliyorum” dedi, “eyvallah” dedik, uğur konseptimiz bozuldu nasıl olsa. sonra beni osman aradı, “uğuru bozacaksan hiç gelme” dedim, “ne diyorsun lan” dedi, “iyi hadi gel” dedim. güç bela barlardan birinde yer bulduk. biralarımızı söyledik, mekanın maç dolayısıyla zorunlu kıldığı “çerez, havuç ve patates kızartması” üçlüsünün verdiği dayanılmaz hafiflik eşliğinde maç başladı. ortamdakiler maçtan çok tiyatroya gelmiş havasında, bağıran pek az kişi. ben de tam maç havasına giremedim. devrenin bitimine doğru goller peşpeşe geldi, hem rahatladım hem de ortamı gaza getirmeye çalıştım. netekim tüm bar ahalisi tezahürat yapmaya koyuldu. ikinci yarının başlamasıyla hem sami yen’dekiler hem bizim bardakiler dut yemiş bülbülü oynar oldu. herkeste bir rehavet, şampiyonluk gelmiş nasıl olsa. bir de iki haftadır kutlanıyor şampiyonluk, millet sevinmekten yorulmuş. sahadaki futbolculara bakıyorum, “bitse de şampiyonluğu kutlasak” havasındalar. ben de “bitse de gitsek” diyorum artık. yan masanın ısrarlarıyla amigoluğa soyundum ara sıra, “fener için opera”ya ithafen “ku-ra-bi-ye fener” diye başladım, bir iki masa dışında gerisini getiren yok. iyice sıkıldım. dördünce hakem uzatma dakikalarını gösterirken, “haydi artık kalkalım” dedim ve kalktık.