oyuna devam

Haziran 29, 2008

yıllardan sonra ilk defa bir sınava girdim dün, kpss. çoğu yaşıtımın dördüncü defa katıldığı bu sınava ilk girişimdi. üniversiteden mezun olduğumdan beri çevremdekiler tarafından sınava girmeye teşvik edilir, ancak sınav harcının boş yere gideceği düşüncesiyle girmezdim. bu seneki sınav harcının 40 ytl olduğunu düşünürsek 20 tane bira veya 2 tane büyük rakı yapmakta, büyük para doğrusu.

konserdi festivaldi derken ben unutmuşum sınavı, geçen hafta hatırlattılar. eve döndüğümde sınava giriş kağıdı elime geçmese yine unuturdum. ben böyle diyeyim de anlayın siz sınava ne kadar önem verdiğimi.

sınav giriş kağıdının üzerine yeşil ve büyük puntolarla yazmışlar: “cep telefonu olanlar sınava alınmayacaktır” diye. akılları sıra kopya olayını önleyecekler, herkesin adilce sınav geçirip, hakettikleri puanı almasını sağlayacaklar. düşünce güzel peki ya sonrası? puanlar açıklanacak, alım yapacak olan yerler ilan verecek. hatırlı tanıdıkları olanlar araya milletvekilleri, bakanları sokacak hayatının geri kalanında haketmedikleri bir işte çalışmak için. böylece düşük puanlılar, yüksek puanlıların önüne geçecek. çoğu kişi gelecek sene yapılacak olan kpss’ye çalışmaya başlayacak.

sınav sonrası eş dost soruyor “nasıl geçti” diye, “bilmiyorum” diyorum. gerçekleri göz önüne aldığımızda nasıl geçtiğinin ne önemi var ki? olan 20 bira parasına oldu.


tiamat, zeytinli rock fest.te

Haziran 27, 2008

yanılmıyorsam bu sene 4.sü düzenleniyor zeytinli rock festivalinin. en baştan beri poem productions’ın organizasyonunu üstlendiği festival gittikçe çıtasını yükseltiyor ve bu sene festivalin en güzel sürprizi isveçli gothic/doom metal grubu tiamat.

bundan yaklaşık 10 sene önce kadardı, ayvalık’ta konser düzenleme olayına girelim diyorduk öğünçle beraber. olmadı tabi, tembel ruhumuz bu konuda da tutsak etti bizi, uğraşmadık. bir hayalimiz vardı ama çamlık’ta paşalimanının orda bir festival olsa diyorduk, deniz kıyısında, sevdiğimiz gruplar çalsa. işte bu hayalin gerçeğe dönüşü oldu bu festival, komşu ilçemizde hem de.

hem öğünç hem benim için çok şey ifade eden gruptur, tiamat. ergenlikten çıkıp, üniversite için farklı şehirlere yollandığımızda yalnızlığımızı paylaştığımız, “wildhoney” ile gözyaşı döktüğümüz, “a deeper kind of slumber” ile tribe girdiğimiz… 8 sene önce izleme şansımız olmuştu izmir’de. kötü bir organizasyondu, dolayısıyla tiamat’ın pek tadına varamamıştık. bu sefer de öğünç kardeşim askerde, gelmesi zor hatta imkansız. ben yine çadırımı yüklenir, düşerim yollara, kandırabildiklerimi beraberimde getirerek.

son olarak festivalin biletlerinin bugün satışa çıktığını belirteyim. 23.5 ytl gibi gayet uygun bir fiyatı var. ayrıntılar için buraya tıklamanız yeterli.


22 haziran 2008 one love festival izlenimi

Haziran 26, 2008

sabah parkorman’da uyanıp çadırımızı topladık erken saatte. önceki geceye göre kısmen daha fazla uyusam da 2 günün yorgunluğu ve kirliliğini sırtlayarak seran’ın evine geçtik. kısa bir dinlenmeden sonra tekrar yola koyulduk. üsküdar’dan eyüp motoruna atladık, haliç’in o berrak! suları üzerinde seyre koyulduk. sütlüce iskelesini ilkinde pas geçip son duraktan tekrar sütlüce’ye döndük. benim taksiye binme ısrarlarıma karşılık olarak seran yürümek istediği için mecburen ona uymak durumunda kaldım, ona göre yürüyüş mesafesindeymiş santralistanbul. neyse o sırada karnım acıktı, civardaki küçük lokantamsı bir yere çökerek uykuluk yedik, kısa bir yürüyüşten sonra taksi ısrarımı arttırdım, ve atladık taksiye. hem seran, santralistanbul’un yürüyüş mesafesinde olmadığını gördü hem de ben ayaklarımı biraz da olsa dinlendirme imkanı buldum. daha gogol bordello’ya kadar sağlam kalmalıydılar.

mekana geldiğimizde direk festival alanına damlayalım dedik, öğrenci bileti almıştım. ancak öğrenci olmadığım için gişedekilere salladığım “kartımı izmir’de unutmuşum” yalanı tutmadı. 10 ytl’lik fiyat farkı ödeyerek tam bilet aldım ve içeri girebildim. sapsarı olan uni-rock bilekliğimin yanına lacivert renkteki one love bilekliğinin gelmesinin pek hoş olmadığını da belirteyim, kırmızı yapsaydınız ya şunu kolumdan hiç çıkarmazdım.

ilk olarak festival alanını keşfetmeye koyulduk. konser alanı haricinde karaoke yarışmasının yapılan, langırt oynanan ve büfelerden oluşan alanlar vardı. ilk dikkat ettiğim nokta içki fiyatları oldu, 50 cl’lik biranın 5 ytl olması neşeme neşe kattı. gevende sahne alana kadar çimlere yayılıp sigara tüttürdük. seran, ısrarla selim sesler’i bekliyordu, hatta onu uni-rock’tan koparıp buraya getirmemdeki faktörlerden biriydi selim sesler. akşam boyunca onun sahneye çıkmasını bekledi ancak kötü haberi çok çok sonra öğrendi: biz uykulukları löp löp yerken selim amca klarnetine üflüyormuş.

gevende… gevende… gevende…

sokak orkestrası şeklinde oluşturulmuş grup insanları peşinden sürükleyip sahne önüne getirdikten sonra gevende sahnede gözüktü. ancak sahne önünün güneş alması ve güneşin daha tepede olması nedeniyle herkes gölge bir yer bulup grubu oradan seyretmek için cebelleşti. grup, albümdeki şarkıların yanı sıra benim ilk kez dinlediğim parçalara da yer verdi. “okyanus düğünü”nü çalmalarını bekliyordum olmadı, “nayu”yu filan çaldılar. festivalin genel temposuna göre daha yavaş soundları olup ortalığı durultsalar da milleti baba zula’ya ısındırıp sahneden ayrıldılar.

baba zula ve murat ertel’den hikayeler…

önce selim sesler anonsu yapıldı, seran bi’ sevinir gibi oldu, ancak baba zula diye düzeltildi ve alkışlar arasında sahneye çıktı baba zula. bu sırada biz de biralarımızı kapıp sahne önündeki yerimizi aldık. gecenin sonuna kadar bulunduğumuz yeri kaptırmayacağımı söyleyip, oynak ritmlere kendimi verdim. murat ertel, yan taraftan gelen hafif bok kokusuna değinerek hikayesini anlatmaya başladı. sınıflararası mücadeleye lafını koyarak eğlenceye devam ettik, “özgür ruh”, “havası” aklımda kalan parçalarıydı.

miss platnum…

bu kadının albümünü dinlediğimde festival performansının nasıl olacağı hakkında biraz kuşkuluydum. ilk albümü olan “chefa” genelde mid tempo parçalardan oluşuyor, eğer sahnede de aynı tempo olursa bizi bayabilirdi. ancak sahneye 9 kişilik bir ekip olarak çıktı abla. perküsyon, davul ve bas bir grup, üçlü bir mini balkan orkestrası, iki tane çukulata renkli vokalist ve dansçı hatun ve miss platnum. yalnız hatunlardan afro saçlı olan pek tatlı bir hatundu. ilk şarkıdan itibaren milleti coşturmaya başladı abla, genelde hatun milletine seslenip “girl power” olayına girdi bol bol. şarkıların bazılarını bilemeyeceğimizi, çünkü bunların yeni hazırladığı albümden olduğunu belirtti. “mercedes benz” çalarlarken hem seyirci coştu hem de sahnedekiler. halay atraksiyonuna girdiler filan. albümde sevdiğim parçalardan biri olan “butter” kısmen farklı çalındı. bir ara festivaldeki aşıklar için slow bir parça söyledi, o bizim için dinlenme molası oldu. ardından tempoyu arttırıp sahneyi shantel’e devretti.

8 numaralı formasıylaaaaa shantel!!!

geçtiğimiz senenin eylül ayında müzik kanallarında dönmeye başlamıştı “disko partizani”‘nin klibi. ve hemen dikkatimi çekmişti bu adam. evime döner dönmez albümünü indirip kendisi hakkında bilgi edinmiştim. meğer piyasada çok çok zamandan beri varmış bu adam da haberim yokmuş. buralara pek çok defa gelmesine rağmen konserine gidip coşmak kısmet olmamıştı. gogol bordello ile beraber altalta üstüste çalmaları çok cazip kılmıştı benim için bu festivali. ve bu iki isim için burdaydım.

daha önceki türkiye konserlerinden farklı olarak bucovina club orkestar ile sahnedeydi bu sefer shantel. “ya rayah”‘ın balkan mixi ile açılışı yaptılar. ve o anda coşmaya başladık. artık göbek üstüne göbek mi atılmadı, gerdan üstüne gerdan mı kırılmadı. en sevdiğimin düğününde bile böyle oynamam! “disko partizani” ile başladıkları seride ardarda “koupes”, “disco boy”, “fige ki ase me”‘yi çalmaları müthişti. hatta o ara seran’a “bu adamın canımıza kastı var galiba” dediğimi hatırlıyorum. sahneyi terk ettiklerinde müthiş bir seyirci desteğiyle bis’e çağrıldılar. shantel o sırada sahneye 8 numaralı türkiye formasıyla fırladı ve milleti coşturmaya devam etti. saydığım parçaların haricinde “the veil”, “sota”, “ciganka medley”, “bucovina” çalınan ve aklımda kalan parçalar oldu. muhteşem şovlarını, “disko partizani”yi ikinci defa çalarak bitirdiler.

genelevlerin en eğlencelisi: gogol bordello!!!

sahne yerindeki yerimizi kaptırmamak için ne bira almaya gittim ne de ihtiyaç molası vermeye. onları en önden izlemeliydim. shantel ve ekibi sahneden indikten sonra bulunduğum yere çökerek beklemeye başladım. o esnada yanılmıyorsam bulgar bir grup geldi yan tarafıma konuşlandı. arkalardan pek çok insan gelerek sahne önüne yığıldı. nihayet sahneye eugene hütz ve tayfası çıktı. ve deli fişek gibi girdiler olaya, son albümün açılış parçası olan “ultimate” ile girdiler. son albümden şarkıları sıralamaya başladılar; “wonderlust king”, “dub the frequencies of love”, “forces of victory” eski albümlerden “never young”, “not a crime”, “start wearing purple”, “think locally, fuck globally”, “60 revolutions”. eugene resmen serseri mayın gibiydi, bir şarkı biter bitmez diğerine girdi, öyleki seyirciyi selamlayıp ilk defa iletişime geçmesi 7-8 şarkı sonra oldu. en önde olmanın avantajını kullanıyordum bu arada. zıplıyor, 10 metre ötemde harikalar yaratan grubun şarkılarına eşlik ediyordum. arada bir sahnenin iki yanına kurulmuş ekrandan arkamdaki kalabalığa göz atıyor, daha bir coşuyordum.

gogol tam beklediğim gibiydi sahne üzerinde. gerek şarkılarındaki enerjiyi seyirciye yansıtması gerekse sahne şovları. özellikle dansçı kızların sahneye çıktığı dakikalar resmen bir tiyatral şova dönüşüyor. bise çıktıklarında eugene sulukule sorununa dikkat çekti. daha fazla mc donalds, daha fazla oteller zincirine ihtiyacımız olmadığını belirtip yerel değerlere sahip çıkmamız gerektiğini hatırlattı. konser bitiminde bilahere sahneye çıkıp tekrar bu konunun üzerine düştü. tabi ben o sırada konser esnasında rahatsızlanıp yanımdan ayrılan seran’a ulaşma çabası içerisindeydim. sağolsun beni baya bir merak bıraktı. hanfendi, son kontörümle attığım çağrıların titreşimiyle uyandı ve ona ulaşabildim. daha sonra konserin mutluluğunu yanımıza alıp taksim’e olan beleş servise atladık. taksim’de ıslak hamburgerleri ve limonataları hüpletip eve döndük.


21 haziran 2008 uni – rock festival izlenimi

Haziran 25, 2008

bir önceki geceden kalan uykusuzluğun üzerine yan çadırdaki anlamsız ve bir o kadar da gereksiz muhabetler sonucu sabaha kadar yine uykusuz kaldım, toplasan 2-3 saat uyuyup güne merhaba dedim. uyanır uyanmaz da festivalin bir diğer saçma kuralıyla daha yüzleştim. saat 10′a kadar festival alanına geçiş yoktu, bu da tuvalete gidilmemesi ve yiyecek içecek olayına girilmemesi anlamına geliyordu. bir diğer ilginç kural ise saat 12′den önce parkorman terkedilirse istenilen saatte giriş yapılabilmesi, 12′den sonra çıkış yapılırsa ertesi gün 12′den sonra giriş yapılabilmesi. hangi mantığa dayanılarak oluşturulmuş ki.

önceki günden aldığımız ders sonrası kendimizi 12′den önce dışarıya attık, doğru sarıyer’e gidip kahvaltı yaptık. tıka basa yedikten sonra hemen içeriye girmemeye karar verip ortaköy’e uzandık. daha sonra ben gruptan kopup çadırıma dönüp uyudum.

uyandığımda malt sahne almıştı bile, “aşkın gözü”‘nü çalıyorlardı. hemen giyinip konser alanına yol aldım. albümden çaldıkları parçaların yanı sıra motörhead’den “ace of spades”, metallica’dan peşpeşe “where ever i may roam”, “sad but true” coverladılar. ve ortamı iyi ısıttılar.

ardından orphaned land sahne aldı. oldukça uzun zamandır dinlemiyordum onları ve ilk defa izliyordum. türkiye’ye baya fazla gelip gittiklerinden adamlar artık içimizden biri gibi. şarkı aralarında bize bolca iltifat edip, genelde eski albümlerinden çaldılar. erkin koray’dan “esterabim”i çalmaları hatta şarkıya girmeden önce kırmızı-beyaz kaşkol ve şapkalar takmaları güzel bir jestti. uni-rock’ta en çok zevk aldığım konser oldu orphaned land.

pentagram sahneye çıktığında hava kararmış ve sahne önü bir hayli kalabalıklaşmıştı. onları en son 10 sene önce izlemiştim, en iyi dönemlerinde. böyle bir bahane edinip daha sonra da onları izleme ihtiyacı hissetmedim. zaten sonra çıkardığı albümler pek sarmadı beni, “bu alemi gören sensin”, “hepsi bir hepsi haktan” gibi lirikler oldukça itici geldi. bu arada öğünç kardeşim pentagram üzerine bir yazı yazacaktı ama askerlik telaşına yazamadı, elbet bir gün yazar. eğer bu festivalde izlemeseydim sanırım hiç izlemeyebilirdim. “trailer blazer”‘dan “viva es morte”, “anatolia”‘dan “anatolia”, “1000 in the eastland”, “dark is the sunlight”, “give me something to kill the pain” çaldılar. son albümlerden “bir”i çaldılar. bir ara hakan vokale geçti bir şarkı için. genel olarak klasik performanslarını sergileyip sahneyi testament’e bıraktılar.

bir zamanların “big four”‘undan biriydi testament; megadeth, metallica ve slayer ile beraber. metallica hala zirvede ve stadyum konserleri ile meşgul. testament ise gittikçe çaptan düştü kanımca. “over the wall” ile girdiler konsere, “into the pit”, “low”, “the preacher” filan çaldılar. “trail of tears” çalarken çadırıma dönmek zorunda kaldım, arkadaşımın ayağı yorgunluktan fena olmuş ona buz götürmem gerekiyordu ayrıca benim de ayakta duracak halim kalmamıştı. çadırdayken “souls of black” çaldı, sanırım “d.n.r” çalarlarken ben de uykuya dalmıştım.

festival alanını ertesi gün terk ettik, one love için eve doğru yola çıktık. bizden sonra 3. günün akşamında isyan çıktığını öğrendim. isyanın sebebi tabi parkormanın uyguladığı aşırı fiyat politikasıydı. haklı ancak fazlasıyla geç kalmış bir tepki oldu bu festival için. belki önümüzdeki sene tekrar düzenlerlerse bu durum göz önüne alınır.

sonuç olarak artı ve eksileriyle göze alırsak:

+ iyi bir sahne, ses ve ışık düzeni vardı. durumdan hem çalanlar hem de dinleyenler memnundu.

+ böylesine geniş çapta bir festival için parkorman iyi bir seçimdi

+ konser alanında temizlik görevlilerinin sürekli çalışması, tertemiz bir festival izlememize neden oldu

ancak

- parkorman’ın oldukça fahiş fiyata satılan yiyecek ve içecekler maddi açıdan seyircileri göçertti.

- mantık dışı kurallar işin tadını biraz kaçırdı.


20 haziran 2008 uni – rock festival izlenimi

Haziran 25, 2008

nisan ayıydı yanılmıyorsam one love festival’in kadrosu belli olmuştu, ilk gün dans konseptli olduğundan ve dans olayı beni pek açmadığından festivalin direk ikinci gününe odaklandım. o sıralarda da uni-rock’a hangi grupların katılacağı henüz açıklanmamış ancak 20-21-22 haziran’da olacağı kesinleşmişti. 3. gününe her halukarda katılamazdım ancak ilk iki günü olabilirdi, tabi maddi sıkıntıları yok sayarsam. haziran yaklaştıkça gruplar belli oldu; opeth, testament, dark tranquillity. opeth ile testament’a fazlasıyla aşina değilim, sempatim var ancak dark tranquillity’i izlemek isterdim. konser tarihleri kesinleşti ve dark tranquillity ile one love’ın çakıştığını öğrenir öğrenmez tepem attı. one love biletim hazırdı fakat uni-rock’a gidip gitmeyeceğim belli değildi. istanbul’daki akbil faciasından sonra seran tarafından uni-rock kombinem hazır edildi ve ben yollara düştüm.

20 haziran’ı 21′ine bağlayan gece sabahlama gayretimiz sekteye uğradı, iki saatlik uykuyla kalkıp beşiktaş’ta ankara’dan gelen arkadaşlarla buluşuldu. ilk katı medeni ancak üst katı kaba garsondan ibaret olan börekçide günün ilk öğünü yenildi. migros’tan eksiklerimizi ve zulamızı tamamlayıp parkorman yoluna koyulduk.

parkorman kapısına dayandığımızda beklediğimiz kadar kalabalıkla karşılaştık, saat zaten 12 civarıydı. votkamı zulamdan farkederler mi endişesiyle kapıdan içeri süzüldüm, dostlar alışverişte görsün hesabı bir üst aramasından sonra çadırlarımızı kuracak yer bakmaya başladık. ilk şoku burda yedik tabi, tüm gölge yerler kapılmış, kapılmayan yerler de abidik gubidik forumlar tarafından çevrelenmişti. ağaç olmayan kısıma kurmak zorunda kaldık çadırımızı. ancak burada da festival görevlisi bir bayan arkadaş tarafından rahat bırakılmadık. çadırın yamuk olmasına filan laf etti durdu, simetri manyağıydı herhalde. burada bir parantez açayım hemen, geçen sene pamucak sahilinde yapılan rock-a’nın kamp alanında bu tarz sorunla hiç karşılaşmamıştık, ücretsiz bir festival olmasına rağmen kamp alanı çadırlar için parsellenmiş ve olası bir sorunun önüne geçilmişti. buradaki çadırlar birbirinin üstüne kurulmamıştı. bunu festivalin ilk senesinden kaynaklanan acemiliğine verip parantezi kapatayım.

festival alanına doğru geçtiğimizde günün ikinci şokunu yaşadık; yiyecek, içecek fiyatları oldukça fahişti. 33′lük bira 6 ytl, pişmemiş köfte ekmek 6 ytl, su 1 ytl, çay 4 ytl, meyve suyu 5 ytl. yanımda votka olduğundan bira fiyatı beni ilgilendirmedi ancak meyve suyu, su ve köfte ekmek üçlüsüne baya bir para bayıldım. bu kadar gün burada açlıktan nasıl oturacağımız da kafamı kurcalamıyor değildi.

günün sahneye çıkan ilk iki grubu olan obstinacy ve definitive’i gölgeye yerleşerek izledik. her ikisi de vasatın altında performans sergiledi. uykusuzluğumu gidermek için ve opeth’te dipdiri olmak için çadırıma yöneldim ve gölgeden de faydalanıp şekerleme yaptım. uyandığımda sahnede katafalque vardı. bunca senelik grup olmasına rağmen kendilerini ilk defa dinledim ve de seyrettim. müzikleri theatre of tragedy’nin “musique” albümündeki sounda benzettim, bir kaç parçalarını gayet iyi buldum. bence iyi ancak bu tür müzik için geç kalmış bir grup.

hırvatistan – türkiye maçının ilk yarısını arkadaşların arabasında dinledikten sonra ikinci yarının ortalarına doğru opeth sahneye çıktı ve “demon of the fall” ile giriş yaptı. baştan da söylediğim gibi opeth’in fanı sayılmadığım için şarkılarına eşlik edemedim, sadece dinlemekle yetindim. yeni albümleri olan “watershed”‘den sadece benim sevdiğim “heir apperent”‘i çaldılar. aklımda kalanlardan “in my time of need”, “death whispered a lullaby”, “wreath”, “master’s apprentis” filan çaldılar. konserin sonlarına doğru yanılmıyorsam bise çıkmalarından önce türkiye maçı sonuçlandı ve arka taraflar bir anda türkiye lehine tezahürata başladı. o an için ilginç bir atmosferdi. konser boyunca mikael’in seyirciyle olan diyaloğu gayet iyiydi, grup elemanlarını tanıtırken coştu. yeni gitaristleri daha önce tiamat, arch enemy gibi gruplarda çalmış onun için grup orospusu yakıştırması yapıp milleti yardı. yeni albümden fazla şarkı çalmama nedenlerini son dönemde yoğun olduklarını ve bu parçalara pek çalışmadıklarını açıklayarak söyledi. ancak yine türkiye’ye gelip yenilerden çalmak istediklerini belirttiler. kanımca güzel bir performans sergileyip geceyi bitirdi opeth. ve biz de uyumak için hatta uyumaya cebelleşmek için çadırımızın yolunu tuttuk.


22 haziran 2008 gogol bordello konseri @ one love fest

Haziran 25, 2008


22 haziran 2008 shantel konseri @ one love fest

Haziran 25, 2008


22 haziran 2008 miss platnum konseri @ one love fest

Haziran 25, 2008


22 haziran 2008 baba zula konseri @ one love fest

Haziran 25, 2008


21 haziran 2008 testament konseri @ uni-rock fest

Haziran 25, 2008