bir önceki geceden kalan uykusuzluğun üzerine yan çadırdaki anlamsız ve bir o kadar da gereksiz muhabetler sonucu sabaha kadar yine uykusuz kaldım, toplasan 2-3 saat uyuyup güne merhaba dedim. uyanır uyanmaz da festivalin bir diğer saçma kuralıyla daha yüzleştim. saat 10′a kadar festival alanına geçiş yoktu, bu da tuvalete gidilmemesi ve yiyecek içecek olayına girilmemesi anlamına geliyordu. bir diğer ilginç kural ise saat 12′den önce parkorman terkedilirse istenilen saatte giriş yapılabilmesi, 12′den sonra çıkış yapılırsa ertesi gün 12′den sonra giriş yapılabilmesi. hangi mantığa dayanılarak oluşturulmuş ki.
önceki günden aldığımız ders sonrası kendimizi 12′den önce dışarıya attık, doğru sarıyer’e gidip kahvaltı yaptık. tıka basa yedikten sonra hemen içeriye girmemeye karar verip ortaköy’e uzandık. daha sonra ben gruptan kopup çadırıma dönüp uyudum.
uyandığımda malt sahne almıştı bile, “aşkın gözü”‘nü çalıyorlardı. hemen giyinip konser alanına yol aldım. albümden çaldıkları parçaların yanı sıra motörhead’den “ace of spades”, metallica’dan peşpeşe “where ever i may roam”, “sad but true” coverladılar. ve ortamı iyi ısıttılar.
ardından orphaned land sahne aldı. oldukça uzun zamandır dinlemiyordum onları ve ilk defa izliyordum. türkiye’ye baya fazla gelip gittiklerinden adamlar artık içimizden biri gibi. şarkı aralarında bize bolca iltifat edip, genelde eski albümlerinden çaldılar. erkin koray’dan “esterabim”i çalmaları hatta şarkıya girmeden önce kırmızı-beyaz kaşkol ve şapkalar takmaları güzel bir jestti. uni-rock’ta en çok zevk aldığım konser oldu orphaned land.
pentagram sahneye çıktığında hava kararmış ve sahne önü bir hayli kalabalıklaşmıştı. onları en son 10 sene önce izlemiştim, en iyi dönemlerinde. böyle bir bahane edinip daha sonra da onları izleme ihtiyacı hissetmedim. zaten sonra çıkardığı albümler pek sarmadı beni, “bu alemi gören sensin”, “hepsi bir hepsi haktan” gibi lirikler oldukça itici geldi. bu arada öğünç kardeşim pentagram üzerine bir yazı yazacaktı ama askerlik telaşına yazamadı, elbet bir gün yazar. eğer bu festivalde izlemeseydim sanırım hiç izlemeyebilirdim. “trailer blazer”‘dan “viva es morte”, “anatolia”‘dan “anatolia”, “1000 in the eastland”, “dark is the sunlight”, “give me something to kill the pain” çaldılar. son albümlerden “bir”i çaldılar. bir ara hakan vokale geçti bir şarkı için. genel olarak klasik performanslarını sergileyip sahneyi testament’e bıraktılar.
bir zamanların “big four”‘undan biriydi testament; megadeth, metallica ve slayer ile beraber. metallica hala zirvede ve stadyum konserleri ile meşgul. testament ise gittikçe çaptan düştü kanımca. “over the wall” ile girdiler konsere, “into the pit”, “low”, “the preacher” filan çaldılar. “trail of tears” çalarken çadırıma dönmek zorunda kaldım, arkadaşımın ayağı yorgunluktan fena olmuş ona buz götürmem gerekiyordu ayrıca benim de ayakta duracak halim kalmamıştı. çadırdayken “souls of black” çaldı, sanırım “d.n.r” çalarlarken ben de uykuya dalmıştım.
festival alanını ertesi gün terk ettik, one love için eve doğru yola çıktık. bizden sonra 3. günün akşamında isyan çıktığını öğrendim. isyanın sebebi tabi parkormanın uyguladığı aşırı fiyat politikasıydı. haklı ancak fazlasıyla geç kalmış bir tepki oldu bu festival için. belki önümüzdeki sene tekrar düzenlerlerse bu durum göz önüne alınır.
sonuç olarak artı ve eksileriyle göze alırsak:
+ iyi bir sahne, ses ve ışık düzeni vardı. durumdan hem çalanlar hem de dinleyenler memnundu.
+ böylesine geniş çapta bir festival için parkorman iyi bir seçimdi
+ konser alanında temizlik görevlilerinin sürekli çalışması, tertemiz bir festival izlememize neden oldu
ancak
- parkorman’ın oldukça fahiş fiyata satılan yiyecek ve içecekler maddi açıdan seyircileri göçertti.
- mantık dışı kurallar işin tadını biraz kaçırdı.