22 haziran 2008 one love festival izlenimi

sabah parkorman’da uyanıp çadırımızı topladık erken saatte. önceki geceye göre kısmen daha fazla uyusam da 2 günün yorgunluğu ve kirliliğini sırtlayarak seran’ın evine geçtik. kısa bir dinlenmeden sonra tekrar yola koyulduk. üsküdar’dan eyüp motoruna atladık, haliç’in o berrak! suları üzerinde seyre koyulduk. sütlüce iskelesini ilkinde pas geçip son duraktan tekrar sütlüce’ye döndük. benim taksiye binme ısrarlarıma karşılık olarak seran yürümek istediği için mecburen ona uymak durumunda kaldım, ona göre yürüyüş mesafesindeymiş santralistanbul. neyse o sırada karnım acıktı, civardaki küçük lokantamsı bir yere çökerek uykuluk yedik, kısa bir yürüyüşten sonra taksi ısrarımı arttırdım, ve atladık taksiye. hem seran, santralistanbul’un yürüyüş mesafesinde olmadığını gördü hem de ben ayaklarımı biraz da olsa dinlendirme imkanı buldum. daha gogol bordello’ya kadar sağlam kalmalıydılar.

mekana geldiğimizde direk festival alanına damlayalım dedik, öğrenci bileti almıştım. ancak öğrenci olmadığım için gişedekilere salladığım “kartımı izmir’de unutmuşum” yalanı tutmadı. 10 ytl’lik fiyat farkı ödeyerek tam bilet aldım ve içeri girebildim. sapsarı olan uni-rock bilekliğimin yanına lacivert renkteki one love bilekliğinin gelmesinin pek hoş olmadığını da belirteyim, kırmızı yapsaydınız ya şunu kolumdan hiç çıkarmazdım.

ilk olarak festival alanını keşfetmeye koyulduk. konser alanı haricinde karaoke yarışmasının yapılan, langırt oynanan ve büfelerden oluşan alanlar vardı. ilk dikkat ettiğim nokta içki fiyatları oldu, 50 cl’lik biranın 5 ytl olması neşeme neşe kattı. gevende sahne alana kadar çimlere yayılıp sigara tüttürdük. seran, ısrarla selim sesler’i bekliyordu, hatta onu uni-rock’tan koparıp buraya getirmemdeki faktörlerden biriydi selim sesler. akşam boyunca onun sahneye çıkmasını bekledi ancak kötü haberi çok çok sonra öğrendi: biz uykulukları löp löp yerken selim amca klarnetine üflüyormuş.

gevende… gevende… gevende…

sokak orkestrası şeklinde oluşturulmuş grup insanları peşinden sürükleyip sahne önüne getirdikten sonra gevende sahnede gözüktü. ancak sahne önünün güneş alması ve güneşin daha tepede olması nedeniyle herkes gölge bir yer bulup grubu oradan seyretmek için cebelleşti. grup, albümdeki şarkıların yanı sıra benim ilk kez dinlediğim parçalara da yer verdi. “okyanus düğünü”nü çalmalarını bekliyordum olmadı, “nayu”yu filan çaldılar. festivalin genel temposuna göre daha yavaş soundları olup ortalığı durultsalar da milleti baba zula’ya ısındırıp sahneden ayrıldılar.

baba zula ve murat ertel’den hikayeler…

önce selim sesler anonsu yapıldı, seran bi’ sevinir gibi oldu, ancak baba zula diye düzeltildi ve alkışlar arasında sahneye çıktı baba zula. bu sırada biz de biralarımızı kapıp sahne önündeki yerimizi aldık. gecenin sonuna kadar bulunduğumuz yeri kaptırmayacağımı söyleyip, oynak ritmlere kendimi verdim. murat ertel, yan taraftan gelen hafif bok kokusuna değinerek hikayesini anlatmaya başladı. sınıflararası mücadeleye lafını koyarak eğlenceye devam ettik, “özgür ruh”, “havası” aklımda kalan parçalarıydı.

miss platnum…

bu kadının albümünü dinlediğimde festival performansının nasıl olacağı hakkında biraz kuşkuluydum. ilk albümü olan “chefa” genelde mid tempo parçalardan oluşuyor, eğer sahnede de aynı tempo olursa bizi bayabilirdi. ancak sahneye 9 kişilik bir ekip olarak çıktı abla. perküsyon, davul ve bas bir grup, üçlü bir mini balkan orkestrası, iki tane çukulata renkli vokalist ve dansçı hatun ve miss platnum. yalnız hatunlardan afro saçlı olan pek tatlı bir hatundu. ilk şarkıdan itibaren milleti coşturmaya başladı abla, genelde hatun milletine seslenip “girl power” olayına girdi bol bol. şarkıların bazılarını bilemeyeceğimizi, çünkü bunların yeni hazırladığı albümden olduğunu belirtti. “mercedes benz” çalarlarken hem seyirci coştu hem de sahnedekiler. halay atraksiyonuna girdiler filan. albümde sevdiğim parçalardan biri olan “butter” kısmen farklı çalındı. bir ara festivaldeki aşıklar için slow bir parça söyledi, o bizim için dinlenme molası oldu. ardından tempoyu arttırıp sahneyi shantel’e devretti.

8 numaralı formasıylaaaaa shantel!!!

geçtiğimiz senenin eylül ayında müzik kanallarında dönmeye başlamıştı “disko partizani”‘nin klibi. ve hemen dikkatimi çekmişti bu adam. evime döner dönmez albümünü indirip kendisi hakkında bilgi edinmiştim. meğer piyasada çok çok zamandan beri varmış bu adam da haberim yokmuş. buralara pek çok defa gelmesine rağmen konserine gidip coşmak kısmet olmamıştı. gogol bordello ile beraber altalta üstüste çalmaları çok cazip kılmıştı benim için bu festivali. ve bu iki isim için burdaydım.

daha önceki türkiye konserlerinden farklı olarak bucovina club orkestar ile sahnedeydi bu sefer shantel. “ya rayah”‘ın balkan mixi ile açılışı yaptılar. ve o anda coşmaya başladık. artık göbek üstüne göbek mi atılmadı, gerdan üstüne gerdan mı kırılmadı. en sevdiğimin düğününde bile böyle oynamam! “disko partizani” ile başladıkları seride ardarda “koupes”, “disco boy”, “fige ki ase me”‘yi çalmaları müthişti. hatta o ara seran’a “bu adamın canımıza kastı var galiba” dediğimi hatırlıyorum. sahneyi terk ettiklerinde müthiş bir seyirci desteğiyle bis’e çağrıldılar. shantel o sırada sahneye 8 numaralı türkiye formasıyla fırladı ve milleti coşturmaya devam etti. saydığım parçaların haricinde “the veil”, “sota”, “ciganka medley”, “bucovina” çalınan ve aklımda kalan parçalar oldu. muhteşem şovlarını, “disko partizani”yi ikinci defa çalarak bitirdiler.

genelevlerin en eğlencelisi: gogol bordello!!!

sahne yerindeki yerimizi kaptırmamak için ne bira almaya gittim ne de ihtiyaç molası vermeye. onları en önden izlemeliydim. shantel ve ekibi sahneden indikten sonra bulunduğum yere çökerek beklemeye başladım. o esnada yanılmıyorsam bulgar bir grup geldi yan tarafıma konuşlandı. arkalardan pek çok insan gelerek sahne önüne yığıldı. nihayet sahneye eugene hütz ve tayfası çıktı. ve deli fişek gibi girdiler olaya, son albümün açılış parçası olan “ultimate” ile girdiler. son albümden şarkıları sıralamaya başladılar; “wonderlust king”, “dub the frequencies of love”, “forces of victory” eski albümlerden “never young”, “not a crime”, “start wearing purple”, “think locally, fuck globally”, “60 revolutions”. eugene resmen serseri mayın gibiydi, bir şarkı biter bitmez diğerine girdi, öyleki seyirciyi selamlayıp ilk defa iletişime geçmesi 7-8 şarkı sonra oldu. en önde olmanın avantajını kullanıyordum bu arada. zıplıyor, 10 metre ötemde harikalar yaratan grubun şarkılarına eşlik ediyordum. arada bir sahnenin iki yanına kurulmuş ekrandan arkamdaki kalabalığa göz atıyor, daha bir coşuyordum.

gogol tam beklediğim gibiydi sahne üzerinde. gerek şarkılarındaki enerjiyi seyirciye yansıtması gerekse sahne şovları. özellikle dansçı kızların sahneye çıktığı dakikalar resmen bir tiyatral şova dönüşüyor. bise çıktıklarında eugene sulukule sorununa dikkat çekti. daha fazla mc donalds, daha fazla oteller zincirine ihtiyacımız olmadığını belirtip yerel değerlere sahip çıkmamız gerektiğini hatırlattı. konser bitiminde bilahere sahneye çıkıp tekrar bu konunun üzerine düştü. tabi ben o sırada konser esnasında rahatsızlanıp yanımdan ayrılan seran’a ulaşma çabası içerisindeydim. sağolsun beni baya bir merak bıraktı. hanfendi, son kontörümle attığım çağrıların titreşimiyle uyandı ve ona ulaşabildim. daha sonra konserin mutluluğunu yanımıza alıp taksim’e olan beleş servise atladık. taksim’de ıslak hamburgerleri ve limonataları hüpletip eve döndük.

Bir Yanıt to “22 haziran 2008 one love festival izlenimi”

  1. seran Diyor ki:

    Cenk’in diploma projesi yüzünden ve daha evvel arabayla gittiğim için santralistanbul konusunda kafam karışmışsa da, pekala yürüme mesafesindeydi, o senin tembelliğin. Ayrıca öyle bir cümle kurmuşsun ki sanki Baba Zula’ya sevinmedim =)) ama onları daha yeni izlemiştim işte, Selim abiyi görmeyeli 1,5 sene oldu, illa Babylon’larda para harcatcan bana =P hepsi bir yana Shantel’de hakikaten o kadar çok eglendik ki, Shantel olmasa Dark Tranquillity’i kaçırdık diye bayağı başının etini yiycektim, haha sanki yemedim =)) vay bee, iki festival daha atlattık, Masstival’e de paramız yok, seneye artık…

Yorum Yapın