slayerrrrrrrrrrrrrrrrrrr!!!

Ekim 30, 2008

“god hates us all” ile “christ illusion” arasını 5 sene tutunca 2006′dan sonra yeni albüm konusunda pek ümitli değildim slayer’dan. hatta emeklilik dönemlerine girerler, yapacakları albüm son olabilir diye de konuşuyorduk.

bugün forumlar arasında öylesine dolanırken öğrendim yeni albümden ilk parçaları net ortamına düşmüş, “psyhcopathy red”. anında gelen bir gazla indirip dinlemeye koyuldum. ve slayer düşündüklerim karşısında bir tokat gibi patlattı parçasını. son üç albüm “diabolus in musica”, “god hates us all” ve “christ illusion”‘a göre daha “speed” kalan, “seasons in the abyss” dönemlerinden kopup gelen bir parça gibi bu. albümün tamamı böyle olursa çok canlar yakar slayer yine. sabırla beklememiz gerekiyor.


björk iş başında

Ekim 27, 2008

daha geçtiğimiz ay afrika’dan bir ses geldi, uganda’dan. hastalık, savaş ve kötü ekonomi gibi nedenlerle evini, ailesini kaybetmiş olan ugandalı çocukların hayatlarını geliştirmek amacıyla kurulmuş olan bir organizasyon bulunuyor, bitone organizasyonu. bu organizasyon kapsamında ugandalı çocuklar, çeşitli sanatçıların parçalarına kendi yörelerinin müzikal renklerini katıp yorumlamışlardı şarkıları. bu şarkılardan bir tanesi de björk’ün “all is full of love”ı idi. parçayı buradan dinlemeniz mümkün.

bu ay da başka bir organizasyon ile adı geçti björk’ün. bu sefer kendi ülkesi için, nattura adını taşıyan, izlanda’nın doğal kaynaklarının korunması, sanayi kolları için doğal kaynaklara çevre dostu alternatif çözüm getirilmesi konusunda. organizasyon ile ayrıntılı bilgiye ise buradan göz atabilirsiniz.

björk ise bir single çıkararak destek olmuş organizasyona, adı “náttúra”. single da björk yalnız değil, kendisine thom yorke, brian chippendale, matthew herbert ve her daim destekçisi olan mark bell eşlik etmiş. tek parçadan ibaret olan single’da thom yorke back vokalde yer alıyor. björk ve thom yorke fanlarının dikkatine.


wood allen hakkında

Ekim 25, 2008

son günlerde sinema üzerine yazılarımla döndüm bloguma. kendi zevkime göre seçim yapıp izlediğim filmler hakkında yine kendi kafama göre kendi bildiklerim dahilinde yorum yazmaya çalışıyorum. sevdiğim yönetmenlerden biri olan woody allen’a da ufaktan el atarım. öncesinde ise biraz woody allen sineması üzerine karalama yapayım istedim.

kendisinin filmografisini haddim olmayarak 3 döneme ayırıyorum:

1 – absürd filmleri. allen’ın ince zekasının ürünü olan esprileri barındıran, durum komedisi, absürd temalı filmleridir. örnek olarak; take the money and run, bananas, zelig.

2 – new yorker filmleri. bir new york aşığıdır woody allen. filmlerinin de geçtiği yerdir genellikle. bu tür filmleri elit bir çevre arasında geçer, entelektüel zümrenin arasındaki kadın erkek ilişkilerini işler. bu tür filmlerine örnek verecek olursam; annie hall, manhattan, a midsummer night’s sex comedy.

3 – suç unsuru içeren filmleri. bu tarz filmlerine daha çok son dönemde çektikleri arasında rastlıyoruz. bir cinayet işleniyor, katil bu olaydan sıyrılmaya çalışıyor, vicdan sorgulamasına giriyor. örneklerini de hemen sıralayım; match point, crimes and misdemeanors, cassandra’s dream.


fahrenheit xxx

Ekim 24, 2008

kağıdın yanma sıcaklığı olan “fahrenheit 451″ adını koyarak o ünlü distopya klasiğini yazmış ray bradbury 1953′te. kitapların yasaklandığı ve yakıldığı bir toplumda kaçış yolunu kitapları ezberlemekte bulur bireyler. toplum içerisinden koparak bir nevi kitap insan olarak yaşarlar.

son dönemlerde artan internet yasaklarına bugün bir yenisi daha eklendi. blogger, blogspot’a ait olan blog sayfalarına giriş yapılamıyor. çözümü basit; ktunnel, vtunnel gibi siteler üzerinden erişim sağlanabiliyor.

aklıma takılıp durdu, acaba internet sayfasının tutuşma sıcaklığı kaç fahrenheittir?