2006′da bu albüm çıktığında nedense es geçip, bir iki defa dinleyip kenara bırakmıştım. halbuki the gathering’e olan sevgim malumdur. kimse bilmese de öğünç kardeşim bilir en azından, o da en az benim kadar sever. gel zaman git zaman yine kenarda durdu o albüm, arada anneke ile olan son albüm niteliğini kazandı hatta. dinleyip kıymetini anlamak bu günlere kısmetmiş. daha önceden neden sarmadı diye düşünüyorum cevap bulamıyorum. 1998′de “how to measure a planet” ile başladığı bu sounda arada geçen zamanda “if then else”, “souvenirs” gibi iki güzel albüm sundu ve aynı soundu “home”da da devam ettirdi aslında grup. kendileri de “trip rock” olarak adlandırdı olayı, ki yakışıyor bence bu etiket müziklerine. bir yanda trip hop’un o depresif loop ve beatleri diğer yanda rock soundu. özellikle son albümde 3. sırada yer alan “alone” adlı parça, tam bu modeli açıklayan bir parça, dinledikçe sevdiriyor kendisini. söz konusu şarkıdaki loop, 80lerdeki hülya avşar filmlerinde bulunan o rahatsız edici müziği hatırlatıyor (hülya avşar ile kan davasından dolayı hasımlarından kaçan kocası bir sahil kasabasına yerleşir, hasımları bu çifte ulaşır, hülya berberde tıraş olurken bunlardan birinin boğazını keser, kaçış sürer vs… filmin adı “sevda ateşi” imiş, hülya avşar ile ismet özhan başrolde). dünya üzerinde de albümü dinleyip bu alakayı kuran başka biri yoktur sanırım.