geçmiş zaman olur ki

stfutbolla yatıp kalkan bir ülkenin çocukları da elbet futbol delisi olur. hatırlıyorum, ilkokul 3. sınıf olmalıyım, babannemlerin evinde bir odada halının kenarında kapının eliğine kendime göre bir kale yapmış, misketle oynuyordum. avrupa’nın önde gelen takımlarının arasına galatasaray’ın da adını yazar, takımları gruplara böler ve bir turnuva halinde oynardım. diğer takımlar barselona, ajax, liverpool, milan… daha o zamandan şampiyonlar liginin temelini atmışım, haberim yok. soğuk kış günlerinde öyle tatmin ederdim futbol açlığımı. kış günü demişken gözümün önünden gitmeyen bir sahne vardır; rotariu’nun werder bremen kalesine çektiği şut ve topun kale önünde kara saplanıp kalmasıdır. hatırladığım zaman üzülürüm hala.

12baharları ise tahta üzerine çakılan çivilerle yaratılan futbol sahası üzerinde madeni para veya gazoz kapağı ile oynardık, çimenler üzerinde top tepmenin haricinde. ben karışmazdım pek bu tahtanın çivilenme işlemlerine, arkadaşlar çivilerin nereye çakılacağının hesabını kitabını özenle yapar ve çakarlardı çivileri. ben de oynayarak parmaklarımı eskitirdim. özellikle paraya vuracakken, parmağın parayı ıska geçip çivilere vurması çok can yakardı. bu oyunun modernize hali olan ve genelde “futbol stadyumu” gibi isimleri olan plastikten yapma oyunlar da vardı. ucuza kaçanları genelde dayanıksız malzemeden olurdu ve oynandıkça oyuncuları kopardı, en sonunda saha üzerindeki tüm oyuncular kırık dökük olurdu ve çöpü boylardı.

parmakların ırzına geçen bir başka şey de atari konsollarıydı. gerçi konsol kelimesi bile fazla modern kalıyor. abanarak oynadığımızdan zamanla plastik kısımları kopar, içindeki tenekeye basarak oynardık. tabi birkaç saat sonrasında da vahim sonuçlar ortaya çıkardı, baş parmaklarda ezikler.

coffeecupsoccer
nostalji yapmışken eskilerle yeni şartları karşılaştırmayacağım. bir sonraki postta fm2009 üzerine yazacaktım. aklıma bunlar geldi, dökeyim dedim içimdekileri.

internationalsoccer

Yorum Yapın