2000′lerin başından bu yana bir bukowski fırtınasıdır gidiyordu yurdum gençliğinde, şu sıralar duruldu gibi. henry chinaski, sadece bukowski’nin alter egosu olmakla kalmamış, kamışına su yürümüş gençlerin girebileceği delik arayışında umutsuzluğu, kaybedişi simgeler oldu. “six pack” alıp lıkır lıkır içebilen, eli kalem tutup üç beş satır karalayabilen, hayatın hastalıklı gidişine içinden de olsa isyan edebilen herkes birer “küçük bukowski” kesildi. bir de onun erotik öykülerini farkeden kitle oldu; bu iç gıdıklayıcı kelimelerden oluşan öyküler, onları bir bokun sinekleri kokusuyla davet edişi gibi kendisine çekti. aylar geçti belki de aylar, ufak sıkıntılar bir kenara atıldı ve bununla beraber buk kitapları. buk sevgisi ona kafa olarak bağlı olanlarda baki kaldı.
bana, yaptığı erotik edebiyattan ziyade hayatın ne kadar basit ve adaletsiz olduğunu yansıtmasıyla sevdim ben bukowski’yi. bize anlattıkları amerikan orta sınıfının içerisinde yaşamış olan herhangi bir kaybedenin yaşadıkları. alkol, kadın, kumar… çoğu erkeğin zayıf noktasını oluşturabilecek mevzular. kim kolayca reddedebilir ki?