ve korku gene bizi bekler…

Aralık 22, 2008

h2kasım’ın 8′inde yazmışım “myers ve diriliş süreci” başlığını koyarak; içerisinde bulunduğumuz sene 30. sene hatrına bir halloween filmi çekilsin dileğimi. kısmet 2009′aymış. serinin son filminin yönetmeni rob zombie olaya el atmış. henüz imdb’de projeler arasında gözükmeyen film, eğer facebook’ta yapılan bir sazan avı değilse, ekim 2009′da gösterime girer, olmazsa da bu post bana girer.

kendisinin şu sıralar üzerinde uğraştığı ve birisinin tamamlandığı 2 film projesi daha var; “the haunted world of el superbeasto” ve “tyrannosaurus rex”.

bu iki filmden tamamlanmış olanı “the haunted world of el superbeasto”, içerisinde “house of 1000 corpses” ve “the devil’s rejects” filmlerindeki karakterleri (captain spaulding, otis, suzi ve sadece izlerine rastladığımız dr. satan) barındıran bir anismasyon. ayrıntılara buradan göz atabilirsiniz.

“tyrannosaurus rex” ise uzun zamandır gündemde olan bir proje ancak hala prodüksiyon hazırlığı aşamasında gözüküyor imdb’de. 2009′a yetişmez gibi.


fahrenheit 451 yeniden

Aralık 9, 2008

fahrenheit-451roman uyarlamalarından açıldı madem mevzu, öyle devam edelim. ray bradbury’nin meşhur distopyası “fahrenheit 451″ bilindiği gibi 1966′da fransız yeni dalga sinemasının en önemli yönetmenlerinden françois truffaut tarafından sinemaya aktarılmıştı.

söz konusu eser castle rock entertainment tarafından ele alınmış ve yeniden sinemaya uyarlanmayı bekliyor durumda. filmi kimin yöneteceği henüz belli değil ancak başrol için şu anda brad pitt düşünülüyormuş. planlanan gösterim tarihi ise 2010.


kısmet

Aralık 9, 2008

cosmic-banditosjack kerouac’ın kaleminden çıkan, beat kuşağının kutsal kitabı sayılan “on the road”‘un beyaz perdeye aktarımıyla ilgili serüveni daha önce yazmıştım (bkz: yolcu yolunda gerek). çekimi tamamlanacak da biz izleyeceğiz, seneler oldu…

aynı kaderi paylaşan, yine çok sevdiğim bir roman daha var. a.c. weisbecker’ın “cosmic banditos”‘u, türkçe çevirisiyle “kozmik haydutlar”. meskalinlerle kafaları güzelleyen haydutların bir ailenin eşyalarını gasp edişini, bavulların arasında ailenin babasına ait olan kuantumla ilgili kitabı bulan haydutların diğer eşyalarla beraber kitaba el koyuşlarını ve kozmik uzay, kuantum meselelerine dalışlarını anlatır roman. kuantum gibi ciddi bir meseleyi kendi kafalarıyla birleştirerek eğlenceli bir hale getirir banditolar. zevkle okutur kendisini kitap.

birkaç sene önce romanın sinemaya uyarlanacağı haberi yayılmış, john cusack’ın da başrol oynayacağı söylenmişti. hayrettin’in dediği gibi “sahaya sis indi,  zemin buz tuttu, rüzgar ters esti” ve bir türlü “kısfmet olmadı” filmi çekmek. hala daha ertelenip duruyor proje. imdb’ye göz atınca da 2011 diyor tarihine. o zamana kim öle, kim kala.


bukalemun

Aralık 1, 2008

javier-bardem1


bagimsizsinema.com

Kasım 28, 2008

header1ec6neredeyse 1 yıl olacak blogu açalı, yaz dönemi hariç elimden geldiğince istikrarlı olmaya çalışıp yazılar eklemeye çabalıyorum bloga. son dönemlerde işsiz olmam nedeniyle bol bol vaktim oluyor yazı yazmaya. çalışmalarım bagimsizsinema.com ekibinin dikkatini çekmiş. geçtiğimiz günlerde iletişime geçerek, birbirimize karşılıklı destek olmaya karar verdik. şu demek oluyor ki; bundan sonra bagimsizsinema.com‘da da yazıyorum. oraya da beklerim.


yumurta (2007)

Kasım 15, 2008

yumurtasemih kaplanoğlu’nun “yusuf üçlemesi”nin ilk parçasını oluşturan filmidir. başrollerinde nejat işler ve saadet ışıl aksoy yer alıyor.

küçük bir kasabadan istanbul’a göçerek küçük hayat yaşan bir kitapçının doğduğu topraklara geri dönüşüne tanıklık ediyoruz filmde. ilk sahnelerde kitapçının sahip olduğu o küçük dükkan, adamın dünyasını resmektedir. istanbul gibi kozmopolit bir yerde kendisine ait olan, yatıp kalktığı bir dünya. öyle ki dışardan etkenler bile cezbetmiyor bu adamı. bunu da akşam dükkan kapanmadan önce gelen çekici hatuna olan ilgisiz davranışlarından görebiliriz.

annesinin ölüm haberiyle köyüne ziyarete gidiyor. yaşamayı istemediği bu topraklardan annesini gömdükten sonra hemen kaçıp kurtulmak istiyor. ama önce annesinin vasiyeti karşısına çıkıyor. bu son isteği ileriki bi’ zamana ertelemek istese de çeşitli aksilikler çıkıyor karşısına. ve evdeki kızla yakınlaşma başlıyor içten içe. ama bu yakınlaşma herhangi bir fiili harekete de dökülmüş değil. zamanla akılışıyor buradaki hayatına zaten şehirdeki hayatında onu çeken bir yan, bekleyen bir şey de yoktur. dediğim gibi film bir yere bağlanmayıp seyirciyi, tabi ilgili olanları, ikinci filme davet ediyor. unutmadan, üçlemenin ikinci filmi “süt” 2 ocak 2009′da gösterime girecek.


leatherface’ten kurtulma rehberi

Kasım 10, 2008

leatherfacemadem sözü esas oğlandan açtım bir önceki postta, ondan devam edeyim. max brooks’un zombie istilasına karşı yazdığı “zombie survival guide”‘dan esinlenerek ben de kendi kafama göre olası bir leatherface ile karşılaşma durumunda hayatta kalma yollarını içeren bir rehber karalayım dedim. buyurun:

1. şehir dışında yolda giderken otostopçu almayın.

2. benzinliğe uğramak zorunda kalırsanız, benzin istasyonunda çalışan ucube bir tip olup olmadığını kontrol edin. eğer bu tip varsa mekan içerisinde artistlik olsun diye “shut the fuck up”, “get the fuck out” gibi terso cümleler kurmayın. efendi efendi alışverişinizi yapın ve çıkın gidin. eğer mekandaki ucube sizle yüz göz olmaya çalışırsa cool takılın, yüz vermeyin. ve sakın ama sakın yol tarifi filan sormayın, haritanıza güvenin.

3. bunları yapmamanıza rağmen sakat bir duruma düştüyseniz, etraftaki evlere güvenip, gidip adres filan sormayın. bunların hepsi birbiriyle anlaşmalı tipler. durduk yere kucaklarına düşmeyin.

4. yanınızda tutukluk yapmayacak, güvendiğiniz bir silah bulundurun.

5. eğer ormanlık arazideyseniz ve gece çökmüşse ortalıkta mal gibi gezinmeyin. gün ışıyana kadar sote bir yere sinin.

6. eğer leatherface sizi farketmiş ve peşinizden koşuyorsa çığlık atarak gittiğiniz yönü belli etmeyin, soğukkanlı olun. hatta çalıların arasında müsait bir yer varsa hemen saklanın ve tehlike geçene kadar sabırla bekleyin.

7. tehlike ortadan kalktıktan sonra ağaca tırmanma beceriniz varsa tırmanın. ve sabah olmasını bekleyin.

8. leatherface biraz iri kıyım ve hantal bir eleman olduğundan dolayı karşılaştığınızda yapacağınız atik hareketler canınızı kurtarma yolunda size avantaj sağlayacaktır.

9. eğer elinizin altında onu öldürebileceğiniz sağlam bir silah yoksa durduk yere delikanlılık yapıp kendinizi tehlikeye atmayın. tabanları yağlayın ve olay mahalinden uzaklaşın.

10. eğer hatunsanız biraz şanlısınız. kadınlığınızı kullanın. e onu da ben öğretecek değilim. biraz cazibe ile kendi tarafınıza çekebilirsiniz bu gaddar adamı.

11. bir önceki maddeye ek olarak bir başka bakımdan da şanslı sayılırsınız. çünkü kasabın elinden genelde bir hatun sağ salim kurtuluyor. o siz olabilirsiniz, unutmayın!!


myers ve diriliş süreci

Kasım 8, 2008

michael-myers-mask30 yıl geçti, myers hayatımıza gireli. önceleri örgü şişinden, tel askıdan aldığı darbelerle bayılan myers zamanla bağışıklık kazandı bunlara mermi bile işlemez oldu neredeyse bu zina karşıtı anti-kahramana. beyaz maskesiyle arka plandan kurbanını izleyen, kurbanlarını koşarak takip etmek yerine yürümeyi tercih eden, ama süratini arka plandan kaybolmada kullanan, öldüreceği kişiyi eliyle koymuş gibi bulan myers, özledik seni. 20. sene dolduğunda “halloween h20″ ile döndün aramıza, en son da rob zombie’nin o kendi üslübuyla yorumladığı “halloween” ile. 30. senede de bir güzellik hoş olurdu.


uluslararası izmir kısa film festivali

Kasım 3, 2008

izmir’de her sene düzenlenen ve oturmuş bir festivaldir kısa film festivali. bu sene 9. defa düzenleniyor, türkiye’nin yanı sıra pek çok ülkeden kısa filmleri izleme fırsatı sunuyor sinemaseverlere. bugünkü gösterimlerle başlayacak olan festival, ayın 9′una kadar sürecek. festival programına buradan ulaşmanız mümkün. iyi seyirler.


wood allen hakkında

Ekim 25, 2008

son günlerde sinema üzerine yazılarımla döndüm bloguma. kendi zevkime göre seçim yapıp izlediğim filmler hakkında yine kendi kafama göre kendi bildiklerim dahilinde yorum yazmaya çalışıyorum. sevdiğim yönetmenlerden biri olan woody allen’a da ufaktan el atarım. öncesinde ise biraz woody allen sineması üzerine karalama yapayım istedim.

kendisinin filmografisini haddim olmayarak 3 döneme ayırıyorum:

1 – absürd filmleri. allen’ın ince zekasının ürünü olan esprileri barındıran, durum komedisi, absürd temalı filmleridir. örnek olarak; take the money and run, bananas, zelig.

2 – new yorker filmleri. bir new york aşığıdır woody allen. filmlerinin de geçtiği yerdir genellikle. bu tür filmleri elit bir çevre arasında geçer, entelektüel zümrenin arasındaki kadın erkek ilişkilerini işler. bu tür filmlerine örnek verecek olursam; annie hall, manhattan, a midsummer night’s sex comedy.

3 – suç unsuru içeren filmleri. bu tarz filmlerine daha çok son dönemde çektikleri arasında rastlıyoruz. bir cinayet işleniyor, katil bu olaydan sıyrılmaya çalışıyor, vicdan sorgulamasına giriyor. örneklerini de hemen sıralayım; match point, crimes and misdemeanors, cassandra’s dream.